#okudumbitti #kitapyorumu Defterimdeki Sen
Eline sağlık yazarım, bizi Nidâ ve Aktan'la tanıştırdığın için. Kitabı iki günde bitirdim, soluksuz okudum diyebilirim. Çünkü neler olduğunu öğrenmek için bir an önce bitirmek geldi içimden, oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcıydı tüm olaylar. Yazım dilinin berraklığı insanı hikayede tutan sebeplerden. Kapak tasarımı da bence çok güzel olmuş, hem merak uyandırıyor hem de detaylara bakınca hikaye ile alakasını hemen anlıyorsun.
Kısaca konusuna değineyim. Eski bir avukat olan Nidâ gözlerini bir ormanda açar ve oraya nasıl gittiğini hatırlamıyordur. Kaçırıldığını anlar ve ormanlık alandan bir şekilde kaçıp yolda otostop çeker. Gece geç vakit olmasına rağmen dışarıda olan Aktan, Nidâ'yı görür ve onu arabasına alır. Nidâ neden kaçırılmıştır, başına neler gelmiştir? Aktan o saatte ormanda ne yapıyordur? Hepsinin cevabı tabi ki kitapta!
İlk bölümden finale kadar olan her bölümde ayrı bir olayın patlaması ve finalde herkesi şaşırtan bir sonuca bağlanması bu kitabı bende özel kıldı. Farklı sonları severiz . Akışı düşününce sonu bence güzel gitti, acaba ikinci bir kitabı olsa mıydı yoksa tek kitap yeterli miydi bu hikaye için bilemedim. Nice başka kitaplarında görüşmek dileğiyle
Bol okurun olsun!
Rabia Solakoğlu
Komiser: Orman neredeydi nasıl bir yer anlatır mısınız?
Nida: Yani ormanda nerede olabilir ki? Orman işte ağaçlarla dolu olan yer (Burada boşluğuma geldi kahkaha attım resmen smdhsjsndhdj)
Merhaba, Arkadaşım Selin Basmacı, “Unutulmuşluğun Hakimiyeti," kitabı ile geldim. üniversiteye yeni adım atan Tuana ve Aden’in hikâyesini anlatıyor. Tuana, sosyal medya fenomeni olmasına rağmen
Merhabalar! Bugün yakın arkadaşım ve aynı zamanda editörüm olan Fatma Kılınç'ın kaleme aldığı bir kitapla karşınızdayım. Kitabın ana karakteri Su, annesinin düşkün olduğu, ablasına karşı bir ihanet nedeniyle kırgın olan, hırçın mizaçlı bir genç kız. İzmir'e dönüşüyle birlikte, hayatı bambaşka bir yön alıyor.
Su'nun karakteri bana kendimi hatırlattı. Tıpkı onun gibi, ben de hemen sinirlenebilen, yanlış anlamaya meyilli biriyim. Ancak, Su'nun en sevdiğim yanı, hatalarından pişmanlık duyması ve onları telafi etmeye çalışması. Ne yaptığının bilincinde olması, onu gerçekçi ve sevilesi kılıyor.
Kitaptaki en dokunaklı anlardan biri, Ateş'in Su'ya söylediği "Papatya gibi kokuyorsun" cümlesiydi. Bazen, "seni seviyorum" demekten daha fazlasını anlatan bu tür sözler, en derin duyguları yansıtıyor.
Su ve Ateş'in hikayesi ilerledikçe, birbirlerini ne kadar deli gibi sevdiklerini görüyoruz. Ancak, aralarındaki tek sorun birbirlerini dinlememeleri. Bu durum bana hep şu sözü hatırlatır: "İnsanları kader ayırmaz, insanları insanlar ayırır." Ne yazık ki, hayatımızda sıkça rastladığımız bir durum bu; birbirimizi dinlemek yerine yargılamayı seçiyoruz. Keşke bu döngüyü kırabilsek...
Yazarın, "Umut ver zaman vardır" cümlesiyle kitabın sonunu umutlu bir şekilde bitirmesi beni çok etkiledi. Sonunun istediğim gibi bitmesi de ayrı bir sevinç kaynağı oldu. Adeta çerez tadında, bir oturuşta okunabilecek bir kitap.
Kalemine ve yüreğine sağlık yazarım! Bu güzel hikayeyi bizlere ulaştırdığın için teşekkürler.