Hem faşistlerin hem de hükümetin baskı ve tehdidi altında giderek bunalan Sabahattin Ali sonunda ülkesinde can güvenliği olmadığına karar verecekti.
Fransa veya İngiltere'ye gitmek istiyor ancak pasaport alamıyordu. Ülkesinde geçirmek zorunda kaldığı her gün çaresizliği katlanarak artıyor, panik tüm duygularını ve zihnini ele geçiriyordu. Sonunda, Bulgaristan sınırını yay olarak geçerek Avrupa'ya ulaşmaya niyetlendi. 2 Nisan 1948 tarihinde sınıra ulaşamadan, başına aldığı darbeler sonucu yaşamını yitirdi.
Sabahattin hikâyesini bitirdikten sonra yüzümüze bakıyordu.
"Sabahattin," dedim, "bu kelleler sırça köşkü belki bir gün yıkacak amma bu köşke önce senin kelleni fırlatacaklar, diye korkuyorum."
Gülümsedi, "Su testisi su yolunda kırılır," dedi.
Sabahattin çok heyecanlıydı. Yerinde duramıyor, ikide bir gözlüklerini doğrultuyor, heyecanlı heyecanlı anlatıyordu. Bir aralık, cebinden bir tomar kağıt çıkardı, "Size bir hikaye okuyacağım," dedim "Yeni yazdım: Sırça Köşk."
Milli birlik için, Ahmet Emin Yalman mı yoksa Serteller mi daha tehlikeli?
Hiç tereddütsüz: Serteller! dersiniz. Fakat onların muhalefeti bir zebra gibi şahsiyetini sırtında taşır. Hiddeti çok fazla votka kokar. Kendinizi korumak fırsatı verir ve itiraf etmeli ki bu birlik aleyhinde de olsa, bir sisteme bağlıdır...Fakat, Ahmet Emin Yalman öyle mi?... hayır, en tehlikelisi Serteller değil odur. Çünkü "sureti hak"dan görünerek her vasıtayı kullanmaktadır: Türkçülüğü, inkilapçılığı, Kemalizmi, demokrasiyi, vatanseverliği, mandacılığı, liberalliği, devletçiliği, halkçılığı hatta Müslümanlığı bile!