Her gün gördüğümüz, hatta artık kendimizin bir parçası gibi hissettiğimiz bir insanın ebediyen aramızdan ayrılmış olduğuna -o canım bakışların sönüp gittiğine, bize çok yakın, çok tatlı gelen o sesin bir daha hiç duyulmamak üzere sustuğuna- çok uzun zaman inanasımız gelmez. İlk günlerde zihnimizde bu düşünceler vardır. Ancak zamanla, bu musibetin gerçekliği kafamıza dank ettiğin de, elemin keskin acısını hissetmeye başlarız. Gerçi o hoyrat elin sevdiklerini koparıp almadığı tek bir kimse yokken, herkesin hissettiği ve hissetmeye mecbur olduğu bu acıyı tarif etmeme gerek var mı? En nihayet, zaman gelir, o mecburi kedere göz yumulmaya başlanır ve dudaklara uğrayan tebessüm, ayıp sayılacak olsa da, artık buyur edilir.