Bir yere kadar hoşlanmak için uğraştım. Ama olmadı. Çoğu yazıyı -özellikle kurgu olanlar- bitirmeden atladım. Şimdiye kadar en az istifade ettiğim dergi olması bir kenara, okurken en çok zorlandığım dergi de buydu üstelik. Kitap neyse de bir okur dergi okurken zorlanmamalı asla. Klişeler de gösteriyor ki, dergilerin tüketilmesi en kolay metinler içermesi makuldur. Fişek dergisi ne anlattığını bilmeyen yazarların toplanma mekanı gibi .
Bağımsız dergi okuyacağız diye, Kadıköy sokaklarında gezerken kulak misafiri olacağınız hayatsız milenyum çocuklarının dedikosuna katlanmak zorunda kaldık resmen. Yeraltı edebiyatı dedikleri şey, zaman zaman özgürlükçü ruhu ile gerçekçi bir hissiyat oluşturur ve bana tarifi olmayan hisler aşılar bazen. Ama bu dergideki yazılar fazlasıyla uzak kaldı. Belki de eski kafalıyım, yaşlıyım, fazla moruğum bunun için.
Protest yazılar adam akıllı protest değil. Taşı gediğine koyamıyor. Anlatı türü yazılar ne dediği belirsiz ADHD kokan cümleler. Orta yaş bunalımı, seks bağımlısı akademisyen, iş yerinde mobbing yiyen çömez kız, protestliği abuk subuk kimliklere atfeden karakterler vs vs.
Kısacası olmamış, yapamamışsınız. Bağımsız olacağız diye tek bir zümreye hatta ülkenin yalnızca %0.003 gibi bir oranına hitap eden bir iş çıkarmışsınız ortaya. Dergi işini bırakıp Netflix e yönelin derim.
Neyse daha fazla 'boomer'lık yapmayayım. Haterlık yapmak da huyum değildir. Sadece ben yandım siz yanmayın demek istedim. Elinize geçerse usulca elinizden bırakın bu dergiyi vesselam.
Not: 5 puanı yalnızca ve yalnızca İhsan Oktay Anar üstadın yazısı hatırına veriyorum.