Rabbim,dedi Adem, senden af dilemeye bildiğim kelimeler yetmiyor, bana yenilerini ver.
Ey Kalplerin Tartıcısı.
Çok bunaldım senin uzaklığında.Senden habersiz, cennetten kovulmuş.
Çok yorgunum.
Bana bütün haberlerin yerini tutacak bir haber gönder. Üzerime bir iyilik ve güzellik kondur.
Avunmalığım olsun, hiç ummadığım bir sevinç nasip et.
Latifsin, lütfet.
Bir kez daha, örtün beni, dedi Havva. Cennetin bütün örtülerini örtünsem, kalbimdeki bu utancın yoksulluğuna yetmez. Bu günahı gidermez. Toprak olsam. Yok olsam. Örtünmek yetmez, gizleyin beni.
Olan şu ki, aniden bir kurt zavallı bir tavşanın peşinden seğirtti.
Güzelliğiyle Âdem’i mutlu eden ceylan, su içerken can damarından canavara yenildi.
Zehirli bir yılan kaydı otların arasından. Der demez, büyük bir kuş geldi, eşini benzerini öyle bir yaraladı ki Âdem’in canı yandı. Neticede o birini, biri onu, bir diğeri her ikisini. Yedi, yuttu, parçaladı. Kolunu kanadını kırdı, pençe attı, gagaladı. Hepsinin de kanı Âdem’in üzerine sıçradı.
Tepeden tırnağa ürperdi Âdem.
Bu muydu ? Dünyanın düzeni bu muydu?”