"Beni kafası kırık, yarısı toprağa gömülmüş bir testinin içinde bulmuşlar. Vücudum dışarı çıkmış ama ruhumu çıkaramamışlar. Gittim, gördüm, aldım, geldim; artık ruhum benim sayılır.
Issızlığın ortasında ilerliyorduk. Bu ıssızlığın adı ölümdü. Artık konuşmuyorduk, çünkü anılarımız daha öteye gitmiyordu. Bunlar başka bir dünyadan kalan anılardı, rengarenktiler, hem hayali hem de gerçek.