Kendimi bu kitabı yorumlayacak ve inceleyecek kalibrede biri olarak görmediğimi söyleyerek başlamak istiyorum bu incelemeye. Her zaman okumak istediğim ve yine her zaman korktuğum, başlamaya bir türlü cesaret edemediğim bir kitaptı Tutunamayanlar. Ama asıl korkum bambaşkaydı. Kitabı gözümde o kadar büyütmüştüm, onu öyle bir yere koymuştum ki, okuyunca bu hayallerim ve beklentilerim yıkılır diye korkuyordum. Daha önce tanışmıştım Oğuz Atay ile, ama bu kez başkaydı. Ne ''Korkuyu Bekliyorduk'', ne de ''Tehlikeli Oyunlar'' oynuyorduk. Bu kez ''Tutunmaya'' çalışacaktık. İşte bu düşüncelerle başladım bu kitaba. Bir çocuk kadar heyecanlı ve aceleci... Kitapla ilgili hayallerim, çok büyük beklentilerim var demiştim az önce. Ama bazen gerçekler hayallerden daha güzel olabiliyor, tıpkı bu kitap hakkında kurduğum hayallerin, kitabın kendisinden güzel olamayışı gibi... Kitabın içeriği, olay örgüsü ve karakterleri hakkında yorum yapacak kadar kabiliyetli olmadığımı düşünüyorum, Bu yüzden de oralara değinmek niyetinde değilim. Sadece okumak isteyen ve benim gibi gözü korkan okuyucular için birkaç şey diyebilirim. Kitap sizi sıksa da, anlamsız gelse de ikinci bölüme kadar zorlayın. Yorulun, sıkılın ama yine de zorlayın. Çünkü ikinci bölümden sonra kitap adeta boyut değiştirecek, sanki kıştan bahara geçermiş gibi... Ve de ilk defa Oğuz Atay okuyacaksanız, ilk kitabınız Tutunamayanlar olmamalı diye düşünüyorum. Çok farklı bir tarz ve kelime oyunlarıyla dolu bir yazar çünkü Oğuz Atay. O yüzden ben Korkuyu Beklerken ile başlamanızı öneririm. Pek incelemeye benzemedi, ama napalım, bu acemilikle bu kadar oldu. Herkese iyi okumalar.