Ratio

Ratio
341 okur puanı
Temmuz 2018 tarihinde katıldı
Rumlar ve Persler en son savaştığında Rum Suresi nazil olmuştu. 14 yüzyıl sonra bugün tekrardan savaşıyorlar ve Rum Suresinin sayfalarını açıp tekrar okumamız gerekiyor. Öncelikle 4. ayette “Önce de, sonra da emir Allah'ındır.” meali var. Savaşı başlatanlar bile savaşın sonucunu bilemezler. Ayetle sabit. Nitekim o zaman da bilememişlerdi ve sürpriz bir sonuç çıkmıştı. Bir diğer mesele ise 39, 40 ve 41. ayetler. 39. İnsanların malları içinde artsın diye faizle her ne verirseniz, Allah katında artmaz. Ama Allah'ın hoşnutluğunu isteyerek her ne zekât verirseniz; işte bunu yapanlar sevaplarını kat kat arttıranlardır. 40. Allah, sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldürecek ve daha sonra da diriltecek olandır. Allah'a koştuğunuz ortaklardan, bunlardan herhangi bir şeyi yapabilen var mı? O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir. 41. İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır. Peş peşe olan bu ayetleri okuduğumuzda 41. ayetteki “insanların kendi işledikleri kötülükler” tabirinin faiz olduğunu, faiz düzeni olduğunu anlıyoruz. Yani günümüzdeki modern rezerv para sistemleri. Bu rezerv para sistemleriyle tüm insanlık sömürülüyor çünkü. İşin daha ilginci yine aynı ayette “karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır” mealindeki kısım. Bugün küresel faiz sistemi nedeniyle karada ve denizde birçok uluslararası ticari faaliyet sekteye uğruyor. Gerek kötü ekonomilerden dolayı, gerekse savaşta kapatılan boğazlardan dolayı. Kuran’ın nazil olduğu yıllarda yapılan Roma - Pers savaşları iki tarafı da çok yormuş, yıpratmıştı. Allah’ın bir lütfu olarak İslamiyet bu güç boşluğunda Orta Doğu’da hızla yayılma fırsatı
1000Kitap
Reklam
Şirketi kâra geçiren Erol abiye profit erol demeye başladık
Mizah
HAYALİ BİR KANUN TEKLİFİ: TOPLUMSAL LİYAKAT VE İTİBAR KANUNU
Amaç: Toplumdaki statü karmaşasını gidermek, kaba kuvvet ve maddi güce dayalı hiyerarşi yerine; bilgiye, erdeme ve kamu hizmetine dayalı resmi bir saygı sistemi oluşturmak. MADDE 1: Ünvanların Niteliği Bu kanunla verilen ünvanlar; • Babadan oğula geçmez (Miras bırakılamaz). • Maddi bir ayrıcalık (maaş, vergi indirimi) sağlamaz. • Sadece protokolde öncelik ve sosyal saygınlık sağlar. • Nüfus cüzdanına ve pasaporta resmen işlenir. MADDE 2: Resmi Ünvan Kategorileri ve Tanımları Geleneksel isimleri, modern işlevlerine göre yeniden tanımlıyoruz: A. "EFENDİ" (Bilge ve Sanatkarlar İçin) • Kime Verilir? Bilim, sanat, edebiyat ve felsefe alanında uluslararası başarı göstermiş, toplumu aydınlatan kişilere. (Osmanlı'daki "Kalemiye" sınıfının modern hali). • İngiliz Karşılığı: Sir / Dame (Sanatçı/Bilim insanı olanlar). • Örnek: Aziz Sancar Efendi, Fazıl Say Efendi, Halil İnalcık Efendi. • Ayrıcalığı: Üniversitelerde özel cübbe giyme hakkı, devlet protokolünde rektörlerle eşdeğer sayılma. B. "PAŞA" (Sivil Liderler ve Yöneticiler İçin) • Kime Verilir? Askeri kökeninden arındırılarak; devlette veya özel sektörde en üst düzey yöneticilik yapmış, kriz yönetmiş, büyük projeleri başarıyla tamamlamış "Sivil Liderlere". • İngiliz Karşılığı: Lord / Baron (Bürokrat olanlar). • Örnek: Başarılı bir Merkez Bankası Başkanı, bir salgını başarıyla yöneten Sağlık Bakanı veya küresel bir Türk markası yaratmış CEO. "Ahmet Paşa" (Sivil anlamda). • Ayrıcalığı: Resmi törenlerde en ön sırada yer alma, VIP diplomatik pasaport. C. "AĞA" (Hayırseverler ve Yerel Kalkınma Önderleri İçin) • Kime Verilir? Feodal anlamından tamamen koparılarak; servetini toplum yararına harcayan, okul/hastane yaptıran, doğayı koruyan "Gönül Zenginlerine". • Örnek: Memleketine 50 okul yaptıran iş insanına "Eğitim Ağası"
1000Kitap
İslam medeniyetinin ilk dönemleri zor zamanlardı. Çölün ortasında, büyük imparatorlukların arasında bir var oluş mücadelesiydi. Bu zorluk güçlü insanları doğurdu. Sahabeler, ilk müctehitler, filozoflar, bilim insanları… Bu insanlar ezberci değildi, çünkü ortada ezberlenecek bir külliyat henüz yoktu. Onlar kurucu irade idi. Hata yapmaktan korkmuyorlardı çünkü doğruyu bulmak için denemek zorundaydılar. Otonom iradeleri ile meşaleyi yaktılar. O güçlü insanlar, adalet ve bilimle müreffeh dönemleri inşa ettiler. Bağdat’ta, Endülüs’te, İstanbul’da sistemler oturdu, kurumlar yerleşti, zenginlik ve düzen geldi. Ancak bu refah, Hira'nın kendi çocuklarının emeğiydi. Müreffeh dönemler, hazıra konan nesilleri, yani zayıf insanları meydana getirdi. Bugünkü ezberci toplum işte bu zümredir. Dedelerinin inşa ettiği devasa sarayın içinde oturuyorlar ama o sarayın statiğini, tuğlasını, harcını bilmiyorlar. Korkuları şudur: "Bir tuğlayı çekersem, yeni bir yöntem denersem saray başıma yıkılır mı?" Bu yüzden müceddid yöntem geliştiremiyorlar. Mevcut olanı, ezberi korumayı dindarlık sanıyorlar. Oysa bu dindarlık değil, zihinsel konfor alanını kaybetme endişesidir. Ve döngü tamamlanıyor. Zayıf insanlar (ezberciler, taklitçiler) ellerindeki mirası tükettikleri ve çağı okuyamadıkları için toplumu yeniden zor zamanlara sürüklediler. Şu an İslam dünyasının yaşadığı entelektüel kuraklık, siyasi kargaşa ve Batı karşısındaki edilgenlik bu nedenledir. Sonuç: Umutsuzluk Değil, Müjde Bu durum karamsar gibi görünse de aslında içinde büyük bir müjde barındırıyor. Eğer döngü doğruysa (ki tarih bunu doğruluyor), şu an içinde bulunduğumuz bu zor zamanlar yeni nesil güçlü insanların, müceddidlerin doğum sancısıdır.
Din
Tüm dünya genelinde varlık fiyatları artarken ücret artışları durakladı. Eğitimli gençler ebeveynlerinin sahip olduklarına ulaşamıyorlar. Ev alamıyorlar, aile kuramıyorlar ve öfkeliler. Başarılı olması gereken insanlar başarısız olduğunda radikalleşirler. Suçlayacak birini ararlar ve hedefler bulurlar. Zenginler, yandaşlar, sistem… Devrimler en fakirlerle değil, daha iyisini bekleyen eğitimlilerle başlar.
Duygu ve Düşünce