Bazı masallar, gerçek hayatta yaşanmış olandan daha inandırıcı olabilir. Bazı kitaplarımda anlattığım yaşanmış hikâyelere okurların verdiği tepki, "İnanılır gibi değil!" oluyor. Bu gibi tepkilere cevabım, "İnanılır gibi değil ama gerçek!" oluyor.
Tanıklık üzerinden bir edebiyat geliştirecekseniz eğer, gerçeği yazmaktan başka bir yönteme başvurmamanız gerekir. Bunun için kurguya gerek yoktur. Savaş gibi yıkıcı, sarsıcı bir konunun özel olarak kurgulanmasına da gerek yoktur.
Gerek başka üniversitelerde gerekse sivil toplum örgütlerinin toplantılarında ortaya çıkan gerçekliğim şu oldu: Sol görüşlüler devlete yakın olduğumu, sağ görüşlüler de örgüte yakın olduğumu düşünerek bana tepki gösteriyorlardı. Bu dışlama ve linç girişimleri, nasıl bir yazar olduğumu bana hatırlatması bakımından iyi gelmişti.
Bir yazarın nasıl olması gerektiğini tanımlarken, aslında kendimi tanımladığımı yaşayarak öğrendim. Yazmak da, yazar olmak da tam böyle bir şeydir. Yazmak, her şeye ve herkese rağmen yazmaktır. Kalın bir ideolojiye angaje olmamanın, kimselere yandaş ve yoldaş olmamanın sonuçlarıdır maruz kaldığım şeyler.