Olası olmayan asla imkansız değildir. Çıkarım yaparken tatmin olma zaafımız yüzünden bir şey gözümüze yeterince iyi göründüğü anda hepimiz bir anda duruveririz. Halbuki bütün olasılıkları tükettiğimize ve bütün ihtimalleri gerçekten de gözden geçirdiğimize emin olana kadar bitiş çizgisine ulaşmış değilizdir.
Ufkumuzu genişletmeyi, ilk içgüdülerimizin ötesine geçebilmeyi öğrenmek zorundayız. Geliştirdiğimiz teorilerle ilgili hem onu doğrulayan hem de geçersiz kılan delillerin peşinden gitmeyi öğrenmeli ve en önemlisi de bize en doğal gelen bakış açısının yani kendi bakış açımızın ötesine geçmeyi denemeliyiz.
...Önce düşün sonra harekete geç ve her karara açık fikirlilik ile yaklaşmak için elinden gelen çabayı göster.
...ilk gözlemlerinize dayalı bir yargıda bulunduğunuzu fark ettiğiniz -hatta bunun hiç düşünmediğiniz ve her şeyin sizi son derece mantıklı göründüğü- her seferde kendinizi tutun ve tekrar edin: "İfade ettiğim gibi olması imkansız, dolayısıyla ifade ederken hata yaptığım yerler olmalı." Sonra başa dönün ve durumu ilk seferkinden daha farklı bir şekilde, en başından itibaren tekrar ifade edin. Sessiz değil, yüksek sesle. Kafadan değil, kağıda dökerek.
Bu egzersiz sizi birçok yanlış algıdan kurtaracaktır.
Bir şeyi en baştan yüksek sesle, bilinçli ve dikkatli bir şekilde okumak size hem zaman hem de efor kaybı gibi gelse bile, başka türlü gözünüzden kaçıracağınız bir hatayı veya kusuru her seferinde açığa çıkaracağı kesindir.
Bir ortama girdiği zaman Holmes'un yaptığı ilk şey, orada ne olup bittiğini sezmek. Kim neye dokunmuş, ne nereden gelmiş, ne olmaması gereken yerde ve ne olması gereken yerde değil.