Hayır, deli değilsin, dedi Dr. Igor kendi kendine. Ne de olsa bu konuda yetki sahibiydi, odasının duvarları çeşitli diplomalarla doluydu. Yaşamına son verme girişimi insana özgü bir şeydi. Aynı şeyi yapan, ama hastane duvarlarının dışında yaşayan pek çok kişi tanıyordu. Onlar masumiyet ve normallik taslıyorlardı, çünkü intihar gibi skandal sayılan bir yolu seçmemişlerdi. Yavaş yavaş öldürüyorlardı kendilerini, Dr. Igor’un adını Vitriol koyduğu zehri emerek.
Vitriol, toksik bir maddeydi, tanıştığı kadın ve erkeklerde belirtilerini açıkça görmüştü. Şimdi de bu konuda bir tez yazıyordu. Tezini Slovenya Bilim Akademisi’ne sunacaktı. Dr. Pinel hastaların zincirlerinin çıkarılmasını emrettiği, dolayısıyla bazılarının iyileşme umudu olduğu fikriyle tıp dünyasını şaşkınlığa uğrattığı günden bu yana, akıl hastalığı alanında atılan en önemli adım olacaktı bu.
Aynı libido -Dr.Freud'un belirlediği ama hiçbir laboratuvarın izole edemediği, cinsel isteği gerçekleştiren kimyasal tepkime gibi, Vitriol de kişi kendini korkutucu bir durumla karşı karşıya bulduğunda organizma tarafından salgılanıyordu ama bugüne dek hiçbir testte görülmemişti. Ancak tanınması çok kolaydı tadından dolayı; şekerli ya da ağız sulandırıcı bir tat değildi bu, acıydı. Bu ölümcül maddenin henüz tanınmayan kâşifi Dr. Igor, geçmişte imparatorların, kralların, âşıkların şu ya da bu şekilde kurtulmak istedikleri biri olduğunda pek rağbet ettikleri bir zehrin adını vermişti bu maddeye.
Kralların, imparatorların hüküm sürdüğü o altın çağda insanlar romantik bir yaşam sürüyor, romantik biçimlerde ölüyorlardı. Katil, kurbanını muhteşem bir yemeğe davet eder, hizmetkâr iki şahane kadehte içkilerini sunardı; kadehlerin birinde içkiye karışmış olarak vitriol bulunurdu.
Kurbanın her hareketinin uyandıracağı heyecanı
Hâlâ bu Allahın cezası hastanedeyim. Sizin gibilerin arasında yaşamaya mahkûmum. Her gün, her gece binlerce ölüm yaşıyorum, birinizin bile şu kadarcık umurunda değilim.
Hayatta istediği hemen hemen her şeye kavuştuktan sonra, varlığının hiçbir anlama gelmediği sonucuna varmıştı, çünkü her şey her gün aynıydı. Böylece ölmeye karar vermişti.
“Soğuk ama yine de şahane bir sabah,” dedi Zedka. “Tuhaftır, hiç bunun gibi soğuk, bulutlu, kurşuni günlerde azmazdı depresyonum. Sanki doğa benimle uyum içindeymiş, ruhumu yansıtıyormuş gibi gelirdi. Güneş açıp da çocuklar oyun oynamak için sokaklara çıktıklarında, ‘Ne kadar güzel bir gün!’ diye herkes umutlandığında ben kendimi çok kötü hissederdim; benim bir türlü katılamadığım bir coşkunluk gösterisini haksızlık olarak düşünürdüm."