Rüya olsaydı, o odaya girmek isterdim. Annemin yanına oturmak isterdim. "Benden neden hep nefret ettin?" diye sormak isterdim. "Yanlış açıdan bakıyorsun. Senden nefret etmedim. Seni çok sevdim. Seni korudum. Zarar görmeni engelledim," demesini isterdim. "Öyle mi?" derdim, başını sallardı. Babamın kim olduğunu sorardım, dünyaya gelmiş en kötü adam olduğunu söylerdi. Ondan kurtulmak için hayattaki her şeyden vazgeçtiğini söylerdi. Beni tek başına büyüttüğünü, elinden gelenin en iyisini yaptığını söylerdi. "Teşekkür ederim," derdim. Bana sarılırdı, hiç de tuhaf kaçmazdı. Sanki herhangi birinin herhangi birine sarılması gibi olurdu. Hayatımın bürünlüğü, daha önce yaşanan her şey kaybolurdu ve her şey çok daha iyi olurdu.
İşte o zaman anlamıştım: hayatlarımızda dibe battıkça batarken bile hep ayrıydık. Düşmek ama bir başkasına tutunduğun için yalnız kalmamak nasıl bir histi, merak etmiştim.