Kevin Wilson

Kevin Wilson

Yazar
6.9/10
25 Kişi
·
56
Okunma
·
2
Beğeni
·
595
Gösterim
Adı:
Kevin Wilson
Unvan:
Öğretmen,yazar
Shirley Jackson ve Alex ödüllerini kazanan Tunneling to the Center of the Earth (2009) isimli öykü kitabının yazarıdır. Öyküleri Ploughshares, Tin House, One Story, Cincinnati Review da dahil pek çok yerde yayımlandı ve New Stories from the South: The Year's Best antolojisinin 4 cildinde yer aldı. Mac-Dowell Colony, Yaddo ve KHN Center for the Arts burslarına layık görülen Wilson, University of the South'da yazarlık dersleri veriyor ve Tennessee, Sewanee'de, şair olan eşi Leigh Anne Couch ve oğlu Griff ile yaşıyor.
İnsanlar iyi şeylerin olmasını ümit etse de, kötü şeylerin olmasını bekler. İyi şeyler insanları tedirgin eder, fırtına öncesindeki sessizlik gibi.
" İnsanların her şeye inanmaya hazır olduğunu, söylediklerinize inanmak için bahane aradıklarını fark ediyorum."
Büyük ikame
Stella'yla bir beyzbol maçına gidiyor, orta saha tribünlerinin üst sıralarında oturuyoruz. Başımın henüz kelleşmeye başlamamış ama muhtemelen yakında başlayacak yerlerini kapatmak için beyzbol şapkası takıyorum. Beşinci vuruşta Stella bana en kötü senaryoyu soruyor. Bilgisayarım yanımda değil ama ihtiyacım yok. Birkaç saniye etrafı inceliyorum ama Stella tüm maç boyunca olan biteni takip ettiğimin farkında. Sonunda söylüyorum.
Vurucu, sayı turu getiren bir vuruşla topu çitlerin dışına gönderiyor, top öyle bir uçuyor ki stadyumdan çıkıp caddede ilerleyen bir otomobilin ön camına çarpıyor, sürücü oracıkta ölüyor, otomobil refüjden uçup karşı yönden gelen trafiğin içine dalıyor, büyük bir zincirleme kaza oluyor. Kazada tehlikeli madde taşıyan bir kamyon alev alıp patlıyor, zincirleme bir reaksiyonla patlayan otomobiller her iki yönde ellişer metreye uzanıyor. Patlamaların gürültüsü beyzbol maçındaki taraftarların kargaşayı izlemek için açık tribünlere koşmasına neden oluyor, bu da çok sayıda insanın izdihamda ezilmesine, bir kısmının ölmesine yol açıyor. İzleyicilerden biri fazla eğilerek stadyumun arka duvarından aşağı, kaldırımdaki ufak bir köpeğin üzerine düşüyor, köpek ölüyor. Ev sahibi takım maçı kaybediyor.
Sopayı tutan oyuncu falsolu gelen topa kötü bir vuruş yapıyor ve sayıyı kaçırıyor. Stella bana dönüp soruyor, "Bu neydi peki?". Ona tehlikenin ucu ucuna önlendiğini, bir süre ertelendiğini söylüyorum.
"Bir zamanlar sevdiğimiz şeyler zamanla değişmiyor, değişen bizim onlar hakkındaki düşüncelerimiz."
300 syf.
Pek çoğumuz belli bir yaşa geldiğimiz için, kendi karakterimize sahip olduğumuzu ve seçimlerimizi hür irademizle yaptığımızı düşünürüz. Bu bir nebze de olsa doğrudur. Lakin hiç düşündünüz mü, size, sizinmiş gibi görünen o fikirlerin temelini attıran nedir? Öz benliğiniz saydığınız hamur, kimlerin leğeninde yoğrulmuştur? Mühim olan bu soruları sorabilmek. Sorduktan sonra ise cevabı basit zaten: Aileniz. Aile ile ilgili hikayeler, birçoğumuzun olduğu gibi benim de ilgimi çeker ve ebeveyn-çocuk ilişkilerinin, önemi yadsınamayacak düzeyde olduğuna inanırım. Hatta öyle inanırım ki, yaşını başını almış insanların dahi hatalarını, zamanında ebeveynlerinin yaptıklarına veya yapmadıklarına bağlarım. Bunları neden anlatıyorum? Çünkü hikayemizdeki A ve B, günahıyla sevabıyla ebeveynlerinin ürünleri. Annie ve Buster'a neden A ve B dedim peki? Yahu ana babaları bile onları bu iki harfe indirgemiş de ondan. A ve B, onlar için sanki birer sahne dekorundan ibaretler.
Buster aşırı duygusal ve kırılgan, Annie ise öfkeli ama kardeşine göre daha sistemli. Büyük kardeş olmasının da bunda etkisi var tabii. Bütün bu karakter özelliklerinin oluşması ise, ebeveynlerinin saçma sapan "sanat" takıntıları yüzünden.
Sanat dendiğinde aklımıza gelen şeylerin bir kısmı durağandır. Resim heykel vs. gibi. Bunların sanat anlayışı ise karmaşa ve kaos üzerine kurulu. Biraz da sosyal deney tadında ama şu da bir gerçek, bu sanat örnekleri çok da çarpıcı gelmedi bana. Tamam, halkın olaylar karşısında tepkisini ölçme üzerine kurulu bir durum benim de hoşuma gider ama öyle, "vay canına" dedirtecek şeyler de olmadı hani. Finale kadarki "sanat"ları bana göre sıradan, finaldeki oyunları ise haddinden fazla acımasızdı. O aşamada zaten, çocukların ne denli zorlu bir süreçten geçerek yetişkin oldukları belli oldu.
Bu arada, uzun zaman sonra adamakıllı bir "NY Times bestseller" okumuş oldum. Yazarın anlatımı eğlenceli, olayların akışı sürükleyici, çeviri ise güzel. Yalnız tek falsosu, "Allah, İnşallah, Valla"lı kısımları olmuş. Yabancı kitapları bu şekilde çevirmeyi abes buluyorum. Bu kelimelerin yerine "Tanrı, umarım, harbiden" gibi kelimeler kullanılabilirdi.
Gelelim neticeye... Kitabı okumanızı öneririm. Keyifli vakit geçirmek için ideal olacak düzeyde. Ama ben keyfin yanında ibret de aldım bu kitaptan. Şöyle ki, bazılarımız halihazırda ebeveyniz zaten, bazılarımız ise geleceğin ebeveyni adayı. Lütfen ama lütfen, hayata dair planlarınızı gerçekleştiremediyseniz ve bunların, içinizde ukde kalacağını düşünüyorsanız, hayatınıza başka hayatlar sokmayın. Tamam, belki evlenirsiniz, eşiniz de sizinle aynı ideallere sahip biri olabilir. Buraya kadar her şey olumlu. Onunla birlikte bu planlarınızı hayata geçirirsiniz, daha bile eğlenceli olur belki. Lakin çocuklarınız sizinle aynı hayatı yaşamak mecburiyetinde değil. Ne siz, çocuklarınız için, bir kere geldiğiniz şu dünyanın nimetlerinden mahrum kalın, ne de çocuklarınız, kendisine uymayan bir hayatı, sırf siz yaşamak istiyorsunuz diye yaşamak zorunda kalsın. Sonra o yaşadıkları travmalar, genetik miras gibi nesilden nesile sirayet etmek durumunda kalmasın.
240 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Sanıyorum yazarın kitapları dilimize kronolojik olarak çevrilmedi. Çünkü ilk Fang Ailesini okuduk ancak bu kitabın sonunda Fang Ailesinin tohumlarının yeni atıldığını anlıyoruz.

Fang Ailesi okuduğum en ilginç kitaplardan birisiydi. Bayılmıştım. Sıradışılığın en uç noktasında bir aileyi, biz sıradan okuyuculara bu kadar rahat okutan yazar bir dahi olmalı diye düşünmüştüm. Kitap reyonlarının arasında dolanırken bir köşede duran bu kitabı gördüğümde ikiletmeden aldım. Ceyda'nın iç sesi şunu dedi: "Kevin Wilson'ın yeni bir kitabı mı? Düşünmene gerek var mı hemen almalısın dostum :)"

Bir roman değil öykü kitabı bu. Fakat ben ömrümde böyle öyküler okumadım. Her biri birbirinden dağlar kadar farklı ama bana hepsinin hissettirdiği tek ortak his : "Vay arkadaş yaw, nasıl aklına gelmiş böyle bir şey yazmak" oldu. Kısacası hepsinin bende uyandırdığı ortak duygu çooook büyük bir hayranlık...

Her bir öykünün duygusu farklı tabi. Kiminde tüyleriniz diken diken oluyor kiminde içiniz cız ediyor falan...

Kevin Wilson çok bambaşka bir yazar bence. Hemen yeni bir kitap yazsın istiyorum açıkçası. Bu kitabın en büyük sürprizi sonundaki -benim bonus dediğim- sayfaları.
Kevin wilson ile röpörtaj çok samimi çok tatlı. Kendisini biraz daha yakından tanımamızı sağlıyor.

En beğendiğim öykü acaba hangisi diye düşünüyorum şu an bu satırları yazarken. Bu arada kitabı okuyup bitirmemin üzerinden birkaç gün geçti bunu söyleyeyim ve bütün öyküleri tek tek hatırlıyor olduğumu söylersem beğenimi daha açık bir şekilde ifade etmiş olabilirim sanıyorum.

Düşündüm, taşındım...
Hiçbirini seçemedim...
Ancak,ilk öykü "Büyük İkame"nin beni epey şaşırttığını ve başlangıcı böyle olan bir kitapta acaba neler gizlidir diye heveslendiğimi itiraf etmeliyim.

Bahsettiğim gibi, klasik öykü konularından fersah fersah uzak, sıra dışı, çekici, akıcı, merak uyandırıcı, şaşırtıcı ve bombastik öykülerden oluşan bu kitabı tartışmasız okumalısınız bence.

Keyifli okumalar:)
240 syf.
Kitabı bir arkadaşıma benzettim. O da sıradanlıklarını önemsiz durumlarla anlamlandırıp fantastikleştiren orjinallikteydi. Yalnız olduğu zamanlardan sıkılıp yine yalnız olmayı seçerdi. Belli etmek istemese de insanlarla iletişim halinde olmak istiyordu. Muhabbetleri uzun tutmayı sevdiğinden, her şeyde hata yapmaya özen gösterirdi. İnsanlar istekleri, istedikleri şekilde olduğunda gülümser, teşekkür eder bazen sadece başlarıyla onaylaylar, çoğu zamansa tepki vermezler. Yapılan hatalara ise tepkisiz kalamazlar. Ve muhabbet uzadıkça uzar. Bazen isteklerinize ulaşmanın yolu, başkasının istemediklerini yapmaktır.

Kitapta 11 öykü bulunuyor. Daha çok anlatıcının duygu, düşünceleri üzerinde durulduğu için hikaye arkaplanda çalan hoş müzik gibi ilerliyor ve bir sonuca bağlanmadan bitebiliyor. Neydi şimdi pat diye bitti, diyemiyorsunuz. Bir sonuca bağlansaydı aynı tadı vermezdi biliyorsunuz. Bu içten öykülerdeki her karakter farklı, özgün . Seviyorum tuhaf görünmeyen tuhaflıkları.
300 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Özcügumun tavsiyesi üzerine okuduğum bir kitapti. Sanati hayatlarinin 12 sine yerlestirmis bir ailenin yasamindan kesitler . Ara sira tiyatro izler hissine kapilabilirsiniz. Kitabı bölüm bölüm incelemek mümkün ama genel olarak cok tuhafti. Bide son sayfayı okudugunuzda dudaginizin kenarında beliren belli belirsiz gülümseme paha biçilemez
300 syf.
·3 günde·5/10
Absürd romanlara karşı ilgim olduğu için hevesle alıp okumaya başladığım Fang Ailesi bende büyük hayal kırıklığı yarattı açıkçası. Okuduktan sonra bu kadar iyi eleştiriler almasını da hayret verici buldum. Absürd hikayeler konusunda bu romandan çok çok daha iyi romanlar ve yazarlar var Türkiye'de.
300 syf.
·4 günde·8/10
Değişik konulu ve kurgulu romanları çok seviyorum. Sevmenin ötesinde yazarına büyük saygı duyuyorum. Çılgın ötesi, standartlardan ekstra sapmış bir aile yaratıp, bu aile üzerinden hayatın felsefesini yapmak her yazarın harcı değildir diye düşünüyorum.
Bu roman, onlarca yıldır münazaraların baş tacı olan "Sanat, sanat için midir toplum için mi?" sorusunu merkez kabul edip, geniş bir çember çiziyor sizi de içine hapsedip türlü türlü duygular hissettiriyor.
Ben kimi zaman Caleb ve Camille Fang'a hayran oldum, yaşları ilerleyip çaptan düşmeye başladıklarında ve bununla yüzleştiklerinde hallerine acıdım,
çocuklara yaklaşımlarından ötürü öfkelendim,
bir sonraki hamlelerini merakla bekledim ve
abla ile erkek kardeşin birbirine bu derece bağlı olup aynı zamanda hayata tek başına tutunabilme çabalarına imrendim.

Çocukları hepimiz kendi bencilliğimiz için yapıyoruz aslında; kendimize, düşüncelerimize, yaptıklarımıza bir destek bulmak için. Hayatta yalnız hissetmemek için. Tüm dünyaya bu benim eserim demek için. Peki ya o çocuğun birey olma zamanı geldiğini anlayamazsak veya kabul edemezsek ne olacak?
Çocuklar da hayatlarındaki başarı/başarısızlıklarını anne babasına duyduğu hayranlık, öfke veya hayal kırıklığına borçlu oluyor çoğu zaman. Buster ile Annie anne ve babasına bu kadar kızgın olmasaydı bugün elde ettikleri başarıyı yine kazanabilirler miydi sizce? Peki bu durumda anne ve baba Fang, iyi birer ebeveyn olmuştur diyebilir miyiz?

Okuyun siz karar verin bakalım...
Fang ailesinin sizin beyninize de bir ısırık atmasına müsade ederseniz pişman olmazsınız...
(Fang: Vampir dişleri deyince akla gelen, kurtlarda köpeklerde ve kedilerde görülen sivri ön dişler. Sy:55)
300 syf.
·7/10
Ben bu kitabin ingilizcesini okudum.cabuk da bitirdim.lakin icerigi öyle düşündürücü, okura bir mesaji olan dolu bi kitap değil.sıkıldığınızda vakit gecsin diye ele alinacak bi kitap

Yazarın biyografisi

Adı:
Kevin Wilson
Unvan:
Öğretmen,yazar
Shirley Jackson ve Alex ödüllerini kazanan Tunneling to the Center of the Earth (2009) isimli öykü kitabının yazarıdır. Öyküleri Ploughshares, Tin House, One Story, Cincinnati Review da dahil pek çok yerde yayımlandı ve New Stories from the South: The Year's Best antolojisinin 4 cildinde yer aldı. Mac-Dowell Colony, Yaddo ve KHN Center for the Arts burslarına layık görülen Wilson, University of the South'da yazarlık dersleri veriyor ve Tennessee, Sewanee'de, şair olan eşi Leigh Anne Couch ve oğlu Griff ile yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 56 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 32 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.