İnsanın kafasındaki dünyanın gerçek dünyayla uzlaşması mümkün değildi. Öyleyse büyük bir bozulmanın içinde, bozulup çürümenin durmadan yinelenen döngüsü içersinde yok oluşun yeni biçimlerini denemekten başka yapılacak bir şey yoktu.
Umutsuz olmaya gerek yoktu. Dünya o kadar da karanlık bir yer değildi. Yıldızları, gün doğumları, sabahlan, başlangıçları, kadınları vardı. Şarkılar, şiirler, kokular, kelebekler, çiçekler ve denizler vardı. Evet düzensizlikler, karmaşa, ikiyüzlülükler, hırslar ve kötülükler unutulmamalıydı ama, sevişmeler, gözyaşları ve masumiyet de vardı.