Samimiyet, dilimiz ile kalbimizin, yazdıklarımız ile yaptıklarımızın birbirini tutmasıdır.Kısaca, öz ve söz.
Samimiyet; hakkaniyeti korumak, merhameti yaşamak, iyiliği bilmek, kardeşliği hissetmek, vefayı gözetmek, girdiği ortamın rengini almamaktır.Böyle miyiz? Biliniz ki, bu sorular, önce kendime.
Türkiye, İslam dünyasının ışığıdır.Sönerse, sükût ederse, karanlık kaçınılmaz olur.Daha geniş bilgi için bakınız / hatırlayınız; Osmanlı cephesinin düşüşü sonrasında yaşananlar.
Her ağacın bir gölgesi olur.Fakat Türkiye ağacının gölgesi, birden fazladır.Nerede mazlum varsa, kim garip düşmüşse, bir dalımız ordadır.Devlet gidemezse, millet gider.
Kadim kuraldır: Aslına dönmeyen, yok olmaya mahkûmdur.
Türkiye, kaybolup gitmediğine göre, aslına dönmek zorundadır ve dönüyor.
'Eşyayı dahi incitme' diyen bir medeniyetin mensuplarıyız. Su içtiği bardağı öpen Mevlevileri düşünelim. Ormana girerken, genç ağaçları korkutmamak için baltanın sapını bezle saran Tahtacıları (Yörükleri)... Şimdi ise birbirlerinin küçük bir hatasını bekleyen ne çok insan var.
Dolayısıyla, ne çok acı...
Bir insanın başarısını en son kendi çevresi kabul eder.Yaptığı işler en uzak diyarlarda yankı bulur, buna karşılık, kendi köyünde / sokağında tanınmaz, bilinmez.
Kırım Hanlarından Şahbaz Giray' ın oğlu Halim Giray'ın şiirleri, oralardan çok, buralarda yaşar: 'Vatanımdan feleğin gerdişi ayırdı beni/ Ettim Allah'a emanet seni ey yar seni.'