• Size vatan haini demedim demiyorum da, ama vatansever
    olmadığınız gün gibi gerçek
  • Toplum içinde anlamlı simgelerin bütününe toplumun simgeler sistemi veya kültür adını veriyoruz. Burada "bütün" kavramı üzerinde biraz daha durmamız yerinde olacak. Simgeler sisteminin bir "bütün" teşkil ettiğini söylediğimiz zaman şunu kastediyoruz: Bu sistemin içindeki anlamlar az çok birbiriyle uyuşmuş haldedir.
    Örneğin Türkiye’de, kültürümüzün bir bölümünün "vatan", "bayrak", cengaverlik", "cesaret" kavramları etrafında kurulmuş olduğunu söyleyebiliriz, bundan da tabiî olarak "ordunun toplum içinde önemli bir yeri olacağını çıkarabiliriz.
  • Bu gözyaşlarımı sana adıyorum, ey güzel vatan, bu hüzünlü miyav çığlığı sana!
  • 248 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Eser: Canistan-Yağmur Atlası
    Yazar: A.Rahim Balcıoğlu
    Yayınevi: Ötüken
    Sayfa: 248

    Şair ve yazar A.Rahim Balcıoğlu'nun Canistan-Yağmur Atlası şiir kitabı şair ve yazar hakkında kısa bir biyografi ile başlar. Şiir kitabı iki bölümden oluşur. Birinci bölüme Canistan adını vermiştir. Bu bölüme Ertuğrul Bülend bir takdim yazısı yazmıştır. Bölümde, yüz yedi şiire yer vermiştir. İkinci bölüme ise, Yağmur Atlası ismini vermiştir. Bu bölüme de, Enver Özçağlayan Birkaç Söz başlığı ile bir giriş yazısı yazmıştır. Bu bölümde ise, yüz on üç şiir yer almaktadır.

    Şair aşağı yukarı şiir ile ilgili tüm konularda şiir vermiştir. Vatan sevgisinden tutunda millet sevgisine kadar şiirler yazmıştır. Mesela Yirmi Üç Nisan ile ilgili şiiri bile bulunmaktadır. Kelime haznesi çok kuvvetlidir. Dağarcığı zengindir. Uyakları mükemmeldir. Dili anlaşılır ve sadedir. Anlatımı güçlüdür.

    Milli manevi değerlerimiz üzerinde de duran şiirlerini görmekteyiz. Peygamberimize yazılmış, Dört Halifeden bahseden, ezana dikkat çeken şiirlerini de görmekteyiz. Ahlak ve etik kuralların yer aldığı güzel şiirlerine rastlamak mümkündür.

    Anne sevgisinden baba saygısından bahseden, aile bütünlüğünden, dert ve dermandan, aşktan, özlemden bahseden birçok şiire rastlayacaksınız. Bazı şiirler çok anlamlı, çok şey ifade eden ama iki mısradan oluşan bir yapıya sahiptir.

    Saygının kaybolmadığı, tabiatın vızıltısını, şarkı söyleyen sesini, doğaçlamadan, betimlemelerden kaçmayan, duygu yüklü, alışılagelmiş kurallar dışı şiirlerin yer aldığı bir eser vücuda getirilmiştir.

    Yaz yaz der gibisiniz. Yazayım da size okunacak birşey kalmasın mı? Alıp okuyun. Ne dediğimi ve ne demek istediğimi anlarsınız.
  • Saygıdeğer Efendiler, pek iyi bilirsiniz ki, sultanlarla, halifelerle idare edilmiş ve edilmekte olan memleketlerde, vatan için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır. Bu, çok defa kolaylıkla sağlanabilmiştir.

    Meclislerle idare edilen memleketlerde ise, en tehlikeli durum, bazı milletvekillerinin yabancılar adına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. Millet Meclislerine kadar girme yolunu bulabilen vatansızlara her zaman rastlanabileceğine, tarihin bu konudaki örnekleriyle hükmetmek zaruridir.

    Bunun için millet, kendi vekillerini seçerken, çok dikkatli ve titiz olmalıdır. Milletin hatâ yapmaktan korunması için tek çıkar yol, düşünce ve faaliyetleriyle milletin güvenini kazanmış olan siyasî bir partinin seçimde millete kılavuzluk etmesidir.

    Genellikle bütün vatandaşların, adaylıklarını ortaya atan her şahıs hakkında karar vermeye yardımcı olacak doğru bilgilere ve isabetli oya sahip bulunacağını kabul etmek, nazarî olarak var sayılsa, bile, bunun tam bir gerçek olmadığı, tecrübelerin tecrübeleriyle ve inkâr edilemez bir açıklıkla ortaya çıkmıştır.
  • Efendiler, Trakya'nın özel ve güç durum ve şartlar içinde bulunduğuna şüphe yoktu. Fakat bu özellik ve güçlük, hiçbir zaman Trakya'daki kolordunun askerliğin gereklerini yerine getirmesine ve vatanperverlik namusunu göstermesine engel olamazdı. Eğer, bu yapılamamış ise, millet ve tarih karşısında bulunan tek sorumlusu Cafer Tayyar Paşa'dır.

    Tarihte bütün bir vatanı, çok üstün düşman kuvvetleri karşısında, son bir avuç toprağına kadar karış karış kahramanca ve namusluca savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür. Türk ordusu o cevherde bir ordudur. Yeter ki ona komuta edenler, komuta edebilme vasıflarına sahip olabilsinler!

    Efendiler, komutanlar, askerliğin görev ve gereklerini düşünür ve uygularken, beyinlerini siyasî görüşlerin etkisi altında bulundurmaktan kaçınmalıdırlar. Siyasetin gereklerini düşünen başka görevliler bulunduğunu unutmamalıdırlar.

    Komutanların, emirleri altına verilen millet evlâdını, memleket vasıtalarını, düşmana ve ölüme doğru sürerken, düşündükleri tek nokta, milletin kendilerinden beklediği vatan görevini ateşle, süngüyle ve ölümle yerine getirerek sonuç almaktır. Askerî görev, ancak bu anlayış ve inançla yerine getirilebilir.

    Lâfla, politika ile, düşmanın aldatıcı vaatlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz. Omuzlarında ve özellikle kafalarında askerlik sorumluluğunu yüklenecek kadar kuvvet bulunmayanların feci sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmazdır.

    Efendiler, bir komutanın esir olması da mazur görülebilir. O zaman ki, askerliğin görev ve gereklerini yerine getirip uygulamakta, elindeki kuvveti sonuna kadar, son süngü ve son nefese kadar kullandıktan sonra, kanını akıtmak fırsatını bulamaksızın düşman eline düşerse...

    Efendiler, bütün ordusu, üstün düşman karşısında yenilip de kendiliğinden geri çekilirken, kılıcını çekip tek başına atını, düşman başkomutanının çadırına doğru sürerek ölüm arayan Türk komutanları görülmüştür.

    Bir Türk komutanının, ordusunu kullanmaksızın, herhangi bir kötü tesadüf ve kötü şans eseri bile olsa, düşmana esir düşmesini biz mazur görsek de, tarih, bunu asla affetmez ve affetmemelidir. Türk inkılâp tarihinin gelecek nesillere hitap ve uyarısı işte budur.