bülbül yine mey'ustu; vatan virandı gülüm uğrunda hayallerim bile yıprandı gülüm Mecnun dahi Leyla'yı anmaz oldu yürekten güzeller güzeliydi; hani sultandı gülüm yaşamak, sonsuzluğu tattı avuçlarından ölüm tomurcuklandı; kabir uyandı gülüm bir kafdağı kalmıştı varlığından bihaber seni görünce, o da tutuşup yandı gülüm
Şiir
Vatan, millet, ata yaşat
Reklam
MÜSLÜMANIN "ATEİSTİ" OLUR AMA "AGNOSTİĞİ"...
İslâm'ın mürtedler hakkındaki sertliği bazılarına ziyâde geliyor. Ve üzerine ziyâde tartışmalar yaşanıyor. Bence bu tartışmalarda ıskalanan şeylerden birisi, Bediüzzaman Hazretlerinin de işaret ettiği, "kabul-i adem" ile "adem-i kabul" farkıdır. Kendisi bir yerde bunu şöyle beyan ediyor: "Hem kabul etmemek başkadır, inkâr etmek başkadır. Adem-i kabul bir lâkaytlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür. Bu surette, çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir. Onun aklı onlarla uğraşmaz. Amma inkâr ise, o adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir, bir hükümdür. Onun aklı hareket etmeye mecburdur." Yâni, adem-i kabul, "kabul yokluğu"dur ki ilgisizlik ile de olur. Fakat, kabul-i adem, "yokluğun kabulü" ilgisizlikle mümkün olmaz. Yokluğu kabullenen ilgilendiği şeyde "yokluk" hükmüne varmış demektir. Bu da karşı iddia sayılır. Karşı iddia karşı bir dâvadır. Karşı dâva da anarşidir. Bu yüzden Müslüman gibi Müslümandan agnostik çıkmaz-çıkamaz. Zîra, Müslümanlığı, o meselelerin zaten dünyasında varolmasını sağlamıştır. Mü'minler içinden "Ben agnostiğim!" diyenler, ya evvellerinde Müslüman değildirler; yâni isimleri/nesilleri Müslüman olsa da aslında dinî bir bilgiye hiç sahip olmamışlardır; veyahut da ateist olduklarını söylemek güç geldiği için agnostiklik tabiriyle onu yumuşatmaya gayret ediyorlardır. Evet, yine mürşidimin dediği gibi, "Onun aklı hareket etmeye mecburdur." Yâni, münkir, iddialarının zeminini içinde/dışında kurmak mecburiyetindedir. Eğer itikadının tartışmasına girmek istemiyorsa, yâni ateizmi iddia olarak ispatlamak güçlüğü nefsini zorluyorsa, "Ben agnostiğim!" der. Böylece ne deve ne kuş bir yaşamın mümkün olduğunu sanır. __Ancak İslâm müntesipleri konusunda uyanıktır. Bir Hristiyan'ın/Yahudi'nin ateist olmasıyla bir
Tefekkürât
Yalnız Adamın Boynuzu Çıkmaz
Seni öpen dudaklar dün başka tendeydi, Kadında sadakat yoktur, bedene doymaz; Paran bitene dek tüm kadınlar sendeydi, Unutma! Yalnız adamın boynuzu çıkmaz. Hamza'nın kalbini yiyen Hinddir her kadın, Her uzvunu yese de yine ete doymaz; Yamyam ruhlu dişilere lezizdir tadın, Hatırla! Yalnız adamın boynuzu çıkmaz. Mümtaz Sevinc'i, Vatan Şaşmaz'ı öldürdü, Kadın denen mahluk cinayetten alır haz; İyileri katledip, kötüyü güldürdü, Gerçek bu! Yalnız adamın boynuzu çıkmaz. Doktor MBC
Şair Filozof Doktor MBC ile Şiir Dolu Günler
Sancaktar
Gözünü ufka dikmiş, o kadim, o hür nesil, İslam’ın sancağını burca diken Türk’tür bu! Tarihe hükmederken diz çöker mi hiç asil? Zalimin dünyasını baştan yıkan Türk’tür bu! Yürekte iman çarpar, damarda asil o kan, Korku bilmez bir ırkın sinesidir bu vatan. Karanlık gecelerden şanlı bir şafak doğan, Yeryüzü mülküne hep nurlar saçan Türk’tür bu! Kılıcı adaletle sallayan tek bir bilek, Gök kubbeyi titreten, Hakk’a yönelen dilek. Kula kulluk eylemez, eğilmez asla yürek, Mazlumun feryadına kanat açan Türk’tür bu! Asırlar gelip geçer, eskimez hiç bu ülkü, Asla boyun eğmeyen, esaret bilmez bu güç. Cihana mühür vuran, mukaddes kılan mülkü, Ölümü öldürerek öne çıkan Türk’tür bu!
Her evi ve her bireyi birer vatan kılıp aidiyet duygusuyla tahkim ettiğinizde, ülkeyi içeride korumak için ekstra bir kalkana ihtiyaç kalmaz. Çünkü her bir insan kendi benliğinde ve yuvasında memleketi yaşattığında, vatan artık dışarıdan korunan bir toprak parçası olmaktan çıkıp, içeriden her bir bireyin vicdanıyla ve bağlılığıyla savunulan sarsılmaz bir kaleye dönüşür.
Reklam
Reklam