Kriziniz, sizi o korkunç sonuca varmaya itmeden önce, şunu düşünebilirsiniz: *Sorun hayatta değil, sizde.* En azından bunu fark etmek size bazı seçenekler sunar. Hayatınız iyi gitmiyorsa, belki de yetersiz olan hayatın kendisi değil, mevcut bilginizdir. Belki de değer yapınızın ciddi anlamda yenilenmeye ihtiyacı vardır. Belki de istediğiniz şey, sizi olabilecek diğer şeylere karşı körleştiriyordur. Belki de, şu anda, arzularınıza çok sıkı tutunduğunuz için, başka hiçbir şeyi -gerçekten ihtiyaç duyduğunuz şeyi bile- göremiyorsunuz.
Gıptayla, “Patronumun konumunda ben olmalıydım.” diye düşündüğünüzü hayal edin. Patronunuz konumuna inatla ve beceriyle tutunuyorsa, bu tür düşünceler sizi öfkeye, mutsuzluğa ve tiksintiye yönlendirir. Şunu fark edebilirsiniz. “Mutsuzum, ancak hırslandığım şeyi gerçekleştirebilirsem bu mutsuzluktan kurtulabilirim” diye düşünmektesiniz. Öte yandan sonra, biraz daha kafa yorunca, “Bir dakika” dersiniz. “Belki de mutsuzluğumun nedeni patronumun konumunda olmamam değil. Belki de kendimi o konumu istemekten alamadığım için mutsuzum.” Bu, kendinizi o konumu istemekten sihirli bir şekilde vazgeçirebileceğiniz ve dönüşebileceğiniz anlamına gelmez. O kadar kolay değişmezsiniz; daha doğrusu, değişemezsiniz. Daha derine inmelisiniz. Peşinde olduğunuz şeyi daha derinden değiştirmelisiniz.
Yani, “Bu aptal acı konusunda ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Hırslarımdan bir anda vazgeçemem ki. O zaman gidecek bir yerim kalmaz. Ama sahip olamayacağım bir konum için yanıp tutuşmak işe yaramıyor.” diye düşünebilirsiniz. Farklı bir taktik deneyebilirsiniz. Bunun yerine farklı bir planın ortaya serilmesini isteyebilirsiniz: Arzularınızı gerçekleştirecek ve hırslarınızı gerçek anlamda tatmin edecek ama aynı zamanda hayatınızda şu anda etkisi altında olduğunuz