Bütün kitaplarınızdan, bütün dünya nimetlerinden, bilgeliğinizden nefret ediyorum. Yeryüzünde her şey boştur, geçicidir, serap gibi aldatıcıdır. İstediğiniz kadar gururlu, bilge, güzel olun, gene de ölüm sizleri yeraltı sıçanlarıyla birlikte yeryüzünden silecek. Gelecek kuşaklarınız, tarihiniz, dâhilerinizin ölümsüzlüğü ya katılıp kalacak ya da yer yuvarlağıyla birlikte yanıp kül olacak.
“Benim halkım için bu topraklarda kutsal olmayan bir karış yer yoktur. Çamın parlayan bir iğnesi, kıyıları kumsal bir ırmak, ince bir sis, bunların tümü benim halkımın gözünde ve belleğinde kutsaldır. Ağacın gövdesinde yükselen özsu, Kızıl Derili Yerlilerin belleğini de taşır... Geceleyin göl çevresinde kurbağaların vraklamalarını ve çobanaldatan kuşunun ötüşünü duymayacaksak artık, yaşamdan geriye ne kalır? Bu, yaşamın sonu ve sadece hayatta kalabilmenin başlangıcıdır..."
Rüzgâra böyle sesleniyor yaşlı adam...