burada ıstıraba ve kadere boyun eğmeye o kadar alıştım ki, onları bırakırsam ruhumun bir parçası kesilmiş gibi boşluk duyacağım; bırakmazsam isyansız nasıl yaşayacağım?
hep gittiler. yapayalnızım. çıt yok. odaya şimdiye kadar hiç tanımadığım yabancı bir akşam giriyor. gittikçe artan karanlık, iki parça eşyayı da benden uzaklaştırıyor ve beni daha yalnız bırakıyor.
denizde, dalgalar arasında boğulacağını anladıktan sonra hiçbir hareket yapmayarak kendilerini suya salıverenler ve felaketi bir an evvel isteyenler gibi kendimi bırakmıştım. bir şey ümit etmemenin rahatlığından başka barınacak bir ruhi köşem kalmamıştı.
artık hiçbir şey tahmin edemiyor, hiçbir şey beklemiyordum.
ah, ben ruhumun içindeki o ikinci ruhu bilirim; esrarı gören gözleriyle ve esrarı duyan kulaklarıyla her şeyi sezer ve bana sezdirir ve beni aldatamaz, ah, içim beni aldatmaz.