Dinle, dinle! Çok uzun zaman oldu, çok uzun zaman, ne zaman oldu hatırlamıyorum ama sanki dün gece olmuş, sanki dün gördüğüm bir düşmüş, bütün gece kalbimi yiyip bitirmiş gibi geliyor. Keder zamanla artıyor. Otur, buraya yanıma otur da sana bütün acımı anlatayım...
Sık sık kollarıyla bir gölgeyi özlemle yakalıyor, sık sık yatağının yanında uzak, hafif ayak seslerinin hışırtısını, kibar, zarif birtakım konuşmaların müzik kadar tatlı fısıltısını duyuyordu; ıslak, keskin bir nefes geziyordu yüzünde ve bütün varlığı sevgiyle dolup taşıyordu...
Bu aşırı duyarlılığı, duyguların çıplaklığını ve savunmasızlığını yalnızlık mı doğurmuştu; sonunda parçalanmaya yada iç dökmeye başlamaya hazır olan kalbin bu yırtılışını, ruhun bilinçsiz eğilimleri ve sabırsız telaşları arasında geçen, uzun, uykusuz gecelerin, eziyetli, havasız ve çıkışsız sessizliği mi hazırlamıştı