İlişkilerimizi eksiklik üzerinden tanımlamaya epey eğilimliyiz. Dilimizin sürekli dişimizideki o boşluğa gitmesi gibi ilişkilerimizde de sürekli olmayana, yetersiz olana odaklanabiliyoruz. Bu bazen öyle bir hal alıyor ki olmuş olanları, bir zamanlar yeterli gelenleri de unutabiliyoruz. Evet belki şu an dişimizin arasında boşluk var ama onun olmadığı zamanlarda da yediklerimizi ısırabilme ve çiğneyebilme, karnımızı doyurabilme gerçekliğimiz var(dı).
“Aile” ilkokul hayat bilgisi kitaplarında resmedildiği gibi sıcak bir yuva mıdır? Yoksa zaman zaman ilişkisizliğin ve iletişimsizliğin içimize işletildiği yer midir? Nietzsche, Ecce Homo’da “İnsan en az anne babasıyla akrabadır.” derken neyi kast etmektedir?