Kitabın konusu da ismi gibi, sessizliğin beynimizi nasıl dinlendirdiğini, bize şifa olduğunu anlatıyor.
Bir nevi hayata kısa bir mola.
Tefekkür etmek,kendimizi dinlemek. Atalarımız da yaparmış ya bunu.
Normalde hepimiz bunları uygularız ama yazar buna bilimsel yönünden bakmış ve sebeplerini bize sıralamış.
Almanca bir kelime vardır, biz buna "Abschalten" deriz.
Insanın arada bir kendini reset etmeye, yenilemeye ihtiyacı vardır.
Japonca'da da bir kelime varmış "shinyinroku" yani "orman banyosu" :)
Okuyunca aha! dedim:) tam benimki bu :)
Benim de her daim bahçeye oturup, kuşların uçuşunu onların sesini (benim deyimimle onların şarkısını) hatta böceklerin şarkısını, rüzgarın sesini, havanın kokusunu , ağaçların yapraklarının hışırtısını dinlediğim çok olur.(Özellikle sabahları) doğayı ve kendimi dinlemek ..vs.vs. bunlar kişiye göre farklı tabii saymakla bitmez.
Insana o kadar iyi gelir ki, şifa gibi.
Burada hemen bir alıntıdan örnek vereyim:)
Thoreau'nun muazzam eserinden yalnızca tek bir fikri aklımda tutmam gerekse şu olurdu:
"Doğayı dinlemek bizi kendimizle karşı karşıya getirir. Her kim ki tenha ve sükûnetli bir yere sığınırsa gürültü ve kargaşalı günlük hayatta duyamadığı hisleri ve düşünceleri keşfedebilir."
Yazar düşlerimize de değinmiş, düşlerimizin benliğimizin inşaasına katkıda bulunduğuna dikkat çekmiş.
Bir de ruhumuzun dinlendiği Dinsel ritüeller, meditasyon bize göre tabii "namaz" var.
Insanın Rabbiyle başbaşa kalması, dertleşebilmesi, Rabbiyle konuşması öyle iyi gelir ki , kuşlar gibi özgür hisseder ,huzurla doldurur içini.
Ayrıca kitapta "birinin seni huşu ile dinlemesi, hatta dinleyenin bile payına şifa düşmesi," okuduğum en ilginç bölümdü.
Bu koşuşturma çağında sevgili yazar Kemal Sayar'ın da dediği gibi biraz "yavaşla!"
Günümüz teknoloji çağı,