Durursa zaman yaşamaya
iki ılık ceset aralığında
benzemez bir akşam saatine bakan yüzü
çarçabuk yitivermeye
hızlanır yine de akşam
yanar ölüm döşeğindeki güneşe
sesidir bu sonbaharın
ölüsünü gömen içine
zamanı yok yeryüzünün—
bir daha ölme.
Oyalandım dünyanın doldurduğu yollarla
acelesiz adımlarla
titremelerle
bir tütsü kabının kışında
ve atkılı yayında akşamüstlerinin
büsbütün ağırlaşan insan gövdelerine
takılıp kalan ruhlarımızla.