‘’Annesi, çok sıcak bir Ramazan günü, öğle ile ikindi arası vakitte, genç Ali Ulvi Kurucu’yu kadayıf almaya gönderir. Birkaç dükkân dolaşan ama hepsini kapalı bulan Kurucu, nihayet Nablus muhacirlerinden Sâlih Efendi adında bir zata gider. O sırada 80 yaşlarında olan Sâlih Efendi, kirada oturduğu evin avlusuna bir ocak yapmış, kömürle yaktığı sacın başında, öğle sıcağında kadayıf dökmektedir. Hava belki 50 derecedir, arada esen sam yelleri de yüzleri yalayıp geçmektedir. Ali Ulvi siparişinin hazırlanmasını beklerken, Sâlih Efendi’ye “Hocam, bugün biraz sıcak galiba, değil mi?” der. İhtiyar adam munis ve müşfik gözlerle karşısındaki gence bakıp tebessüm ederek, sadece tek bir kelime söyler: “Yekûlûn” (Öyle diyorlar). Ali Ulvi, dersini almıştır:
Bak, ne kullar var. Sen öğle namazına gittim diye bir iş gördüm sanıyorsun, hava sıcaklığından şikâyet ediyorsun. Sâlih Efendi, yaşına ve ilmine rağmen, kimseye muhtaç olmadan ailesini geçindirebilmek için, Ramazan günü kızgın ocağın başında çalışıyor. Üstelik sıcaktan şikâyet etmek şöyle dursun, tavrıyla takdir-i ilâhîye karşı takınılması gereken edebi de öğretiyor.”