Ormana gittim, çünkü bilinçli yaşamak istiyordum.
Derinlemesine yaşamak ve hayatın iliğini emmek istiyordum!
Yaşamdan olmayan her şeyi bozguna uğratmak, öldüğümde aslında hiç yaşamamış olduğumu fark etmemek.
"You think the dead we have loved ever truly leave us? You think that we don't recall them more clearly than ever in times of great trouble? Your father is alive in you, Harry, and shows himself most plainly when you have need of him. How else could you produce that particular Patronus? Prongs rode again last night."
En mutlu anlarında da, en feci dakikalarda da vücudunu saran tiksinti titremesini, ona sen kimsin ki bu kadar insana rahatsızlık veriyorsun, kendi bedenin dur dediği halde ne hakla devam etmeye yelteniyorsun diye soran ürpertiyi hissedecek.
Fakat içinde bulunduğumuz kendini gerçekleştirme çağında, insanın hayatındaki birinci tercihten başkasıyla yetinmesi iradesizlik olarak görülüyor, ayıplanıyordu. Kaderin sandığın şeye boyun eğmek, onurlu bir hareket olmaktan çıkıp korkaklığa dönüşmüştü bir yerlerde. Mutluluğa ulaşma baskısı bazen zulüm şeklini alıyordu, mutluluk herkesin ulaşabileceği ve ulaşması gereken bir şeymiş de, bu uğurda verilecek en küçük bir taviz dahi bireyin kendi kabahatiymiş gibi.