"Böylece Fantine, mezarlığın herkese ait olan ve hiç kimseye ait olmayan, yoksulların çürüyüp gittiği bir köşesine gömüldü. Ne mutlu ki Tanrı ruhları nerede bulacağını bilir. Karanlıklara, kemiklerin arasına yatırılan Fantine küllerle iç içe geçmiş, bir yoksul çukurunu atılmıştı. Mezarı da yatağına benzemişti."
Sayfa 356 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
" `Alınan karara` nasıl vardığını sorguladı. Kendi kendine tasarladıklarının canavarca olduğunu, `işi oluruna bırakıp ulu Tanrı'ya havale etmenin` büyük bir acımasızlık anlamına geleceğini itiraf etti. Kaderin ve insanların bu yanılgısını oluruna bırakmak, engek olmamak, sessiz kalarak desteklemek, nihayet hiçbir şey yapmamak her şeyi yapmış olmak demekti! Bu ikiyüzlü alçaklığın doruk noktası, kalleş, sinsi, iğrenç bir suçtu! "
"... ;insan kendiyle konuşur, haykırır. Büyük bir uğultu vardır, ağzımız hariç her yanımız konuşur. Ruhun gerçekleri görülmez ve elle dokunulmaz olsalar da gerçektirler."