Körlük zamanı ve mekanı alt etmeye yarayan bir silahtır; varlığımız tek dayanağını duyularımızla, gerek yapıları gerekse kapsamları bakımından pek yetersiz olan duyularımızla kavradığımız bir kaç kırıntının dışında, sonsuzluğa dek uzanıp giden bir körlükte bulur.Evrende egemen olan kuram, körlüktür.Körlük, birbirlerini görmeleri halinde beraberlikleri düşünülemeyecek nesnelerin ve yaratıkların yanyana bulunabilmelerine olanak tanır.Zamanın artık çekilmez olduğu, taşınması olanaksız bir yüke dönüştüğü noktada koparılabilmesi, körlüğün yardımıyla düşünülebilir.
Eşyaların kapladığı yerin büyüklüğü, önemsizlikleri ile tam bir çelişki yaratmaktaydı. Kien bu hantal tahta parçalarının tutsağı olmuş gibi hissediyordu kendini.Nerede uyuyacağı ve yıkanacağı önemli bir şey miydi onun için? Kendini bu gidişe uyduruğu takdirde çok geçmeden yemek yemeye de,- insanların onda dokuzu gibi- konuşulmaya değer bir konu gözüyle bakmaya başlayacaktı; üstelik bu konuda en çok açlar değil karınlarını fazlasıyla doyurabilme olanağına sahip olanlar konuşurlardı.
Kien'in en çok tuhafına giden, kitaplara hayvanlardan çok daha az değer verilmesiydi.Hedeflerimizin tümünü ve varlığımızı biçimleyen en büyük gücün yaşamımızdaki payı, bıçağın altında can vermek için bir işaretimizi bekleyen o zavallı varlıkların, hayvanların payından bile küçüktü öyle mi?