Körleşme

8,9/10  (38 Oy) · 
75 okunma  · 
27 beğeni  · 
2.245 gösterim
Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya'da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır.

Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor.

İnsanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen "aymaz" aydın karakterinde ustalıkla yansıtan Canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikâyesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2014
  • Sayfa Sayısı:
    565
  • ISBN:
    9789755707044
  • Orijinal Adı:
    Die Blendung
  • Çeviri:
    Ahmet Cemal
  • Yayınevi:
    Sel Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Kaan Ö. 
 09 Ara 2016 · Kitabı okudu · 24 günde · 10/10 puan

Oysaki ne kadar normal başlamıştı her şey. Hayatında kitaplarından başka hiçbir şeye değer vermeyen, dünyanın gerçekliğinden kopuk bir şekilde yaşayan profesör Kien’in yaşamını okurken, kitaplarına göz kulak olması, onlarla ilgilenmesi için tuttuğu hizmetçi Therese’yle evlenmesiyle roman kafkavari bir atmosfere büründü ve her şey altüst oldu.

Öyle bir kitap ki, kazıdıkça altında başka fikirler buluyorsunuz. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Kitabın adından başlayabilirim mesela: körleşme. Profesör Kien’in en büyük korkusu kör olmak. Körleşmek, kitaplarından kopması, hayatının bütün anlamını yitirmesi demek. Ama hayatta en korktuğu şey olan körlük aynı zamanda profesörün bilinçli seçimi. Bütün anlamlarıyla ama. Körleşmek aynı zamanda sorunları da görmemek demek. Bu bir kaçış yöntemi profesör için. Hem fiziksel hem duygusal anlamda. Evin içinde gözleri kapalı gezmeye başlıyor, işlerini gözleri kapalı hallediyor, kitaplarını gözleri kapalı buluyor. Karısının açgözlülüğüne, eve doldurduğu eşyalara, hayatının dibe vuruşuna, her şeye gözlerini yumuyor. Kitap suratıma bir tokat patlatıyor ve dünyaya dönüyorum. Hepimiz bir parça Kien değil miyiz? Hem bireyler olarak hem de toplum olarak. Dünyadaki ve ülkedeki bütün adaletsizliklere, sömürüye, açlığa, savaşlara, tecavüzlere karşı kör olduk, sindirildik. Emeğimiz sömürülüyor, paramız çalınıyor, çocuklarımız öldürülüyor ama bu gidişatı değiştirmeye gücümüz yetmiyor. Ya gözlerimiz ve kulaklarımızı kapatıp kendi sanal gerçekliğimizde yaşıyoruz, ya korkudan sinmiş bir şekilde sıranın kendimize gelmesini bekliyoruz, ya da artık hiçbir şeyi umursamamayı seçip, yaşadığımız yerden uzaklaşınca sorunlardan kurtulacağımızı ve mutlu olabileceğimizi umuyoruz. Kafamız kumda, kıçımız açıkta... Sonra kızılderililer geliyor aklıma. Little Bighorn zaferi ardından, ABD ordusunun yenilgiye uğrattığı Siyu kabilesi önce Kanada’ya göçer ama iklim şartlarına dayanamayarak geri döner. Yenilgiyi kabullenmekten başka çare yoktur. Hükümetin gösterdiği rezervasyonlarda yaşamaya başlayan Siyu kabilesi “hayalet dansı” adını verdikleri bir dansı yapmaya başlarlar. Amaçları ölüleriyle iletişime geçip beyaz adamları topraklarından atabileceklerini düşünmeleridir. Bu bir nevi çaresizliğin dışa vurumudur. Körleşmeyi bu hayalet dansına benzetiyorum ben.

Kitap çok sert bir tokat vurdu demiştim. Öyle bir tokat ki toplumun bütün kesimleri bu öfkeden nasibini alıyor. Dahi profesörden tutun, cahil ev kadınına, sokaktaki dilenciden, mağazadaki satıcıya, apartmanın kapıcısına kadar herkes… İnsanın sonsuz hırsını, açgözlülüğünü ve cehaletini anlatıyor bu roman. Oturan Boğa’nın sözleriyle “Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş... Bu millet, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

Faşizmin sembolize edildiği profesörün karısı Therese’nin kolalanmış mavi eteği, Kaptan Ahab’ın peşine düştüğü, dünyanın bütün kötülüklerininin temsili olan balinanın beyazlığı adeta. Muhteşem bir sembolizm, maviden nefret ettiriyor.

Yazar bilinç akışı tekniğini bolca kullanmış. Okuması gerçekten zor ama bitirdiğinizde hissettirdiklerinin tarifi daha da zor. Mutluluk değil ama bahsettiğim, güçlü bir sarsıntı daha çok. Umutsuz, karanlık bir kitap bu.

Kitabın son bölümünde Profesör Kien’in başından geçenleri mitolojik hikayelerle anlattığı ve kardeşinin psikolojik çözümlemeler yaptığı kısım en beğendiğim bölümlerdendi. Daha söyleyecek çok şey var ama burada sonlandırıyorum. Mutlaka okunmalı bu kitap.

Son olarak, kitabı bana hediye eden Hakan hocama buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum. :)

Dara 
27 Haz 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Elias Canetti ile ilk tanışmam. Benim açımdan kitabı bitirmek, kitabın durağanlığı ve ağırlığı dolayısıyla çok kolay olmadı. Ancak Körleşme, derinine inildiğinde insanların yürümesi gereken bir çizgiyi, en doğru çizgiyi bulamamış olmasından yahut zannımca hiç bulamayacak olmasından, bunun sonucunda inanılan yolda, sadece o yolda yürümenin bireyin zaman zaman toplumdan, zaman zamansa kendi özünden kopmasına yani 'körleşmesine' yol açmasından bahsediyor. Üzerinde düşünülünce aşırılıkların, ki bu aşırılıklar açgözlülük, toplumdan kopuş, riyakarlık ya da her ne olursa olsun bireyi oldukça olumsuz etkilediği anlaşılıyor. Kitabı okurken 'yok artık bu kadar da körleşilmez' diyorsunuz. Okumayı bırakmayı bile bir an olsun düşünmedim değil, inadımdan bitirdim. İyi ki de bitirmişim. Bana kattıklarını bitirmeden anlayamazdım çünkü.

Hatice Çakır 
5 saat önce · Kitabı okudu · 30 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazı yazarlar vardır, sizi altüst ederler. Nadir bulunurlar ve eserlerini okursanız kendinizi talihli sayabilirsiniz.Benim gözümde Elias Canetti de bu yazarlar arasına girmiştir.

Sitede çok güzel incelemeler yapılmış Körleşme hakkında. Tekrara düşmek istemem; ama beni etkileyen kısımları da belirtmem gerektiğini düşünüyorum:
Öncelikle kitabın kahramanı Dr. Kien ile yaşadığı şehir Wien ( Viyana ) arasındaki benzerlik, yazarın, yaklaşan İkinci Dünya Savaşı'na körleşmiş bir halkı anlatmak için metofor olarak kullandığını düşündürdü. Viyana, Avrupa' nın kalbi, artık ortadan kalksa bile Avusturya- Macaristan İmparatorluğu'nun çok kültürlü yapısına haiz bir şehir. Her ırktan, din ve milliyetten insanı, özellikle de sanatçıları barındırmış; tıpkı Dr. Kien' in kütüphanesindeki binlerce kitap ve yazarı barındırdığı gibi. Bu durum ve daha sonra şehirde/ kıtada/ dünyada yaşanacaklar kitabın bölüm başlıklarına da sinmiş sanki :1. Dünyasız Bir Kafa 2. Kafasız Bir Dünya 3. Kafadaki Dünya

Şehirde aynı dili kullanan insanların birbirini bir türlü anlayamaması, iletişim kuramaması, Dr. Kien' in "taşlaşma" gibi en uç noktalara kadar varan savuşturma yöntemlerini kullanması, faşizmin kaba kuvvetinin ve adiliğinin diğer karakterlerde vücut bulmuş halleri, kültürlü insanlara karşı polisin/yöneticilerin/ halkın korkusu ve kendilerini ezik hissetmeleri yine en çarpıcı kısımlardı.

Bir kez değil, defalarca okunacak bir kitap Körleşme, bir uyarı ve uyanış manifestosu...

Pelin Tunç 
21 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Gerçekliğin uzağında, yaşamı daha çok kafasının içinde, kitaplardan başka hiçbir şeyi hayatına almayan profesörün, zamanla değişen tutumları doğrultusunda konu ilerliyor. Tabi değişimden kaynaklı profesörün hayatına birçok kişi giriyor. Yazarın dikkat çeken noktası diğer karakterlerinde ana karakter gibi büyük öneme sahip olması ve her karakterin gözünden olaylara bakıyorsunuz ve yorumluyorsunuz. Böylelikle diğer karakterleri kolaylıkla anlayabiliyorsunuz. Her karakter kendisine has bolca soyutlamalarla dolu. O soyutlamalar, parçalanmış dünyada sirayet eden değişik tipler, durağan anlatımındaki kaosluk... yazarın bunu yapması, çok ayrı bir zeka !
Hele ki kitabın son 100 sayfası tekrar tekrar okunup altı çizilmelik paragraf gruplarından oluşuyor.

Bir çırpıda okunacak kitaplardan kesinlikle değil, yavaş ilerleyen her cümlesi beyin fırtınası yapmanızı gerektirten, özellikle okuyucu kesimin belli olgunluk düzeyinde olması gerektirdiği inancındayım.

Şunu da mutlaka belirtmeliyim. Bu kitabın çevirmeni Ahmet Cemal, Oğuz Atay'la tanışması sayesinde kitabı bize erken kazandırmış. Tabi bu tanışma ani ve Oğuz Atay'ın bu kitabın ingilizce çevirisinden okuduğu hayranlık nezdinde çevirmeni rakı masasına çağırıp kendine has konuşma tarzıyla ikna çabalarına girişmiş. Bu bile kitabın okunması için en önemli sebep ! Ayrıca, önsözde, çevirmenin Oğuz Atay'la vakit geçirdiği küçük bir kesite tanık olmak sizin tebessüm etmenizi vesile.

Mutlaka okunması gereken kitaplardan !

KeMâL 
 03 Şub 15:57 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 9/10 puan

Tanıştığımıza memnun oldum Elias Canetti. Okumaktan çekindiğim daha doğrusu böylesine övülen ve okuması zor olan kitapları sonraya attığım için kitaplığımda dahi yoktu. Yadigar Hocam sayesinde okuduğum bu kitabı sahaflarda tek tek dolaştığım ama bulamadığım, daha doğrusu bulsam da yıpranmış olarak kalanlar olduğu için sıfırına paraya basıp aldım. Biraz uzun bir inceleme olacak gibi çünkü içimden çok şey anlatmak geçiyor ama inşallah çorba etmeden çok da kitap dışına çıkmadan bir şeyler karalarım.

Canetti’den ilk eserim oldu bu kitap. Yazarın dili sade ve akıcı. Ama kitapta bazı bölümler çok ama çok sıkıcı ve karışık. Hele orta kısımlar gerçekten çok yorucuydu. Kitabın ülkemize kazandırılma sürecinde Oğuz Atay ismini duymam kendisine daha da meraklanmamı sağladı itiraf edebilirim. Atay romanı İngilizce okuyup çok etkilenmesi sonucu Ahmet Cemal’i rakı masasına çağırıp kitabı çevirtmiş. Onun sayesinde daha hızlı dilimize çevrilmiş bir eser. Başlangıç kısmında bu bilgiler de mevcut.

Pek olmasa da spoiler içerir...

Geçelim romanın özetine… Roman başlangıçta çok güzeldi. Yani ilk 200 sayfa çok akıcı devamlı olaylar gelişiyor falan filan. Hareketli yani. Neler oluyor ? Kien ana kahramanımız ve tam bir kitap delisi, manyağı, kurdu, hastası ne deseniz az. Psikopat; kitap psikopatı. Kitaplarına öylesine bakıyor, hayatı tamamen unutup kitaplarıyla yaşıyor ki; bu sayede romanın ana temalarından birisi yani hayatı unutup sadece kitapla yaşama; bir bakıma kör olmayı yaşıyor, körleşiyor. Kien kim derseniz bir Sinolog. “Sinolog de ne ?” diyeceğinizi umarak “Çin dilini ve yazınını konu alan filoloji. “ bu alanın uzmanı bizim Kien. Hayat felsefesini Konfüçyus ve Kant’ın birleştirilmiş sentezi ile yaşıyor. Yaşarken karşısına bir temizlikçi bayan çıkıyor. Bayan ki aman Allah'ım o ne bayan... Tam bir çirkef. İsmi Therese; dışarıdan bakınca kendini genç sanan bu bayan biraz da azgın affedersiniz. Kien için yanıyor, tutuşuyor ama Kien’in tek düşüncesi kitaplar. Hayattan kopmuş bizim profesör. Çünkü kadın daha da şirretleşip evi elinden almaya, daha da uçarılaşıp kitapları bile elinden almaya dahi kalkıyor. Ha birde kapıcı var emekli komiser. Gizliden Therese ile ilişkisi var ama bir yandan da kızına ve karısına dehşet bir şiddet uyguluyor. Romandan kapılacak bir konuda burası. Kadına şiddet ve kadını hor görme. Öylesine terimler, öylesine hikayeler ve cümleler kurmuş ki çok şaşırdım. Kadınlarla ilgili negatif yönde bir çok cümleler mevcut. Feministler bu kitabı sonralara atabilir. Bu anlattıklarım ilk 200 sayfa arkadaşlar. Gerisinde öylesine karışık ilişkiler, zor cümleler var ki; çok irdelenmeli ve sakin kafayla okunmalı.

Kien körlükten çok korkuyor, kitap okuyamamaktan. Bu korkuyu da yenmesi gerek ama bununda farkında. Körler gibi yaşamaya başlıyor. Hatta evde gözü kapalı kitapları arıyor, kör alfabesi olmadan okumaya çalışıyor. Kadının evde olduğunun farkında ama onu ve yaptıklarını görmüyor. Aklı fikri kitaplarda. Aldığım kısa notlar var okurken bunlardan da söz edeyim. Öğrenmeye açık biri olmayı tavsiye ediyor Canetti. Karısıyla ne kadar anlaşamasa da hayatını idame ettiriyor. Hayvan sevgisi yeterince verilmiş romanda. Felsefik, pragmatist düşüncelerle bezemiş. Kadına ve erkeğe şiddet yeterince söz ettirdi. ( Özellikle kadına ) Satranç oyunundan baya söz edildi.Malum günümüzde haram denen bir oyuna burada övgüler dizilmiş. Dilencilik, hırsızlık, yalan haberler ( basın ) , Yahudiler, kamburluk kelimelerini bolca duyacaksınız.

Orta kısımdaki hikayedeki Fischer’i ve yaptıklarını unutmamak gerek. Para ve hayaller için yapılan oyunlar neler neler entrikalar. Bazılarımızın gören kör olduğunu çok iyi anlatıyor roman. Gözümüzün önünde olan şeyleri artık maalesef göremiyoruz. Kapılmışız rüzgara. Belki bazen sesimizi çıkaramıyoruz, belki de gördüğümüzü bile anlamıyor, anlamaya da çalışmıyoruz. Okunması zor ama bir o kadar da güzel, tadı damakta kalan bir eser.
Çok yönüyle umutsuz, karamsar olabilir ama içerisinden cımbızlanarak bir beyin fırtınası yapılmalı. Öylesine güzel cümlelerden ve konusu kitap olan bir romandan nasıl güzel şeyler çıkmaz değil mi ?

Gelelim son bölümlere; Kien’in başından onca şey geçmiş, katil mi olmuş yoksa hırsız mı derken kardeşiyle irtibata geçiliyor ve burada anlatılan Mitolojik hikayeler çok zevkli ve bir o kadar da merak uyandırıcı. Son bölümlerdeki paragraflar başlı başına bir alıntı. Harika konular, anlamlar içermekte.

Velhasıl kelam inşallah çizgimizi bulur ve o yönde yürürüz. O yolu bulamayıp, ya da gördüğümüz halde yürüyemezsek vay halimize. Her şeyin fazlası zarar. Kitap da olsa bu fazlalık; Kien gibi bazen açgözlülükle hiçbir şeyi görmüyoruz. Gözümüzün önünde cereyan etmesine rağmen. Kör olmayalım arkadaşlar, gözümüzü açalım. " KÖRLEŞMEYELİM " Tavsiye kesinlikle edilebilecek bir roman ama lütfen okumaya yeni başlayanlar bu kitapla açılış yapmasınlar ya da ilerleyen zamanlarda okurlarsa daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Mutlu günler, iyi okumalar.

Kitabı ikinci kez okumama sebep karakter: Profesör Kien. Kitaplara olan tutkusu, sırf bu yüzden insanlara kayıtsızlığı, kendi yarattığı dünyasından dışarı adım atmaması, öğrenmeye aç, belki şu ana kadar okuduğum en etkileyici karakter belki de olmak istediğim yerde bulunan karakter. Tabii, bir romana konu olması için profesörümüzün düzeninin bozulması, insanlarla etkileşime geçmesi ve onları dünyasına dahil etmesi gerekti. Fakat bu dahil olan karakterlerin bile özünde çok temel ayrılıklar yok diyebilirim. Her birinin, bir nesneye bağlanıp sürüklenişini diğer bir deyişle körleşmesini okuyorsunuz.(Paraya olan tutkusuyla Therese, satranç tutkusuyla Fischerle, yemek, sex, dayak tutkusuyla Benedikt) Kısacası değişen tek şey, uğrunda körleştikleri nesneler oluyor.
Bir çırpıda bitebilecek türden bir kitap kesinlikle değil, fakat her bir satırdan sonra sizi zorla kendi düşüncelerinize doğru, itiyor. Sadece bu yüzden bile, okumanızı tavsiye ederim.

yadigar soydan 
29 Oca 14:43 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir yıldır kitaplığımda okunmayı bekleyen fakat bir türlü cesaret edip okuyamadığım bir kitaptı. Üslup açısından oldukça rahat anlaşılabilen fakat konusu ve içeriği açısından oldukça dikkatli okunması gereken bir kitap. Kien gerçekten daha önce hiç rastlamadığım bir karakter. Kitaba olan tutkusunda kitapları ve okumayı seven bir insansın kendisinden bir şeyler bulmaması imkansız. Farklı bir hayat, kişilik, hayata bakış açısı ve sonrasında birden alt üst olan farklı şekillerde sonuçlanan bir hayat. Sorgulanması gereken bir çok şey olduğunu düşünüyorum.

"...Kitaplığını o denli çok seviyordu ki, kitaplığı onun için insanların yerini tutuyordu. "





Körleşme 'nin kahramanı Prof. Peter Kien, biz kitap delilerinin hayal ettiği biçimde 25 bin kitabı ile beraber yaşıyor. Kendine kalan miras sayesinde geçim sıkıntısı da çekmiyor. Zamanını evinde, sadece kitaplarıyla geçiriyor. İstediği kitabı satın alabiliyor.
Peter Kien'in insanlarla ilişkisi ise yok denecek kadar az. Yolda adres sorana bile dönüp cevap vermiyor:)
Eşi, dostu yok.Tek akrabası olan kardeşi ile de görüşmüyor.Çok ünlü bir sinolog olmasına rağmen uluslararası toplantılara bile tenezzül edip katılmıyor.
Çocukluğundan beri kör olmak ve kitap okuyamamaktan korkan Kien ,aslında tam bir körlük içinde olduğunu bir türlü fark edemiyor ama sonra öyle olaylar oluyor ki hayatın sillesini yiyor bizim prof... Hayatında aklına gelmeyecek kişilerle görüşmek zorunda kalıyor... Ah neler oluyor neler ...
Kitabın ilk bölümleri çok akıcı ve eğlenceliydi yalnız, orta kısmı büyülü gerçeklikle süslenmişti ,yani hayal gerçek karıştı okurken, dili de biraz yavaşladı. Hatta uçuk kaçık karakterlerle ,hikayenin takibi biraz zorlaştı ;(
Son bölümde ise konu güzel toparlandı.
Sonuç iyi ki okudum dediğim ,sıkı bir kitap oldu.
Körleşme hepimizin yaşadığı bir olay. Aydınlardan tut da halkın her kesimi körleşme içinde biraz...Gözlerimiz görüyor çoğu gerçeği , ama biz görmezden gelerek , kendi küçük dünyamızda yaşamaya devam ediyoruz... Belki de her şeyi görsek , hayat daha da çekilmez olurdu.

Hoşuma giden alıntılar:
*Bilgisiz kişinin elinde kitaplar savunmasızdır.
*Doğru yolu görüp de oradan gitmemek yüreksizliktir.
*Susmak zorunda olduğunu bilmek, ona susmaktan daha zor geliyordu.
*Yüzdeki ifade, her şeyin anahtarıdır.
*Kadınlar aşık olduğunda, kişiliklerini yitirirler.

Emre Ağaoğlu 
11 May 2016 · Kitabı okudu · 49 günde · 10/10 puan

Canetti'nin farklı bir anlatım tarzıyla yazdığı roman görünümlü fikir kitabı. Okuması, katlanması, bitirmesi ne kadar zor olsa da; sonunda dimağda bıraktığı kalıntıların toz zerrecikleriyle değil, dağla tasvir edilmesi kitap hakkında size yeterli tanıtımı yapacaktır. Her cümlesinde bir analiz yapma gereksinimi, her detayında bir duraksama yaşatacak size. Okuduğum en zor kitap olmasının yanında, en etkilendiğim kitaplar arasında zirveye oynayan eserdir.

utku köker 
19 Mar 2016 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 9/10 puan

Usta bir yazarın en önemli kitaplarından biri.. Bir diğer başyapıtı "Kitle ve iktidar" ile birlikte yorumlanmalıdır. Son derece gelişmiş bir mizahi üslubun hakim olduğu kitap bölümleri dikkatli bir okumaya tabi tutulursa alınacak zevk katlanacaktır. Kien Kant yakınlıkları, Hegel, Descartes gibi isimlere yapılan göndermeler ışığında değerlendirmeler yapılırsa kitaba doğru sondajlar yapılacağı kanaatindeyim. Her bir bölümdeki olayların tarihi gerçeklikleri arandığında ilginç şeyler bulunacak ki kitap yakma eylemlerinin anlatıldığı gibi Çindeki bir olaya mı bağlandığı yoksa Nazizmin kitapta bir şeylerle temsil mi edildiği gibi noktaları okur dikkatine sunmak isterim. Kitap sembolik unsurlarla bezeli çok ciddi bir eser olup tartışma gruplarının es geçmemesi yerinde olur.

2 /

Kitaptan 151 Alıntı

Berk Liman 
05 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Kişi, öteki insanlardan uzaklaştığı ölçüde hakikate yaklaşır. Günlük yaşam, yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendir."

Körleşme, Elias CanettiKörleşme, Elias Canetti
Sergen Özen 
02 Ara 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Yoksulluk, insanı insanlığından etmez. Ben şahsen kendini beğenmişlerden nefret ederdim."

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 105 - *Sel)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 105 - *Sel)
Sergen Özen 
09 Oca 01:34 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Ölüm hepimizin sonuydu ama önce cahillerin başına gelmeliydi!

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 323 - *Sel)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 323 - *Sel)
Esra 
16 Oca 2016 · Kitabı okudu

Bir kitapçı, bir kraldı. Ama bir kraldan hiçbir zaman kitapçı olamazdı.

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 23)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 23)
huzurun peşinde.. 
17 Ara 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

oku...
Burada ne yapıyorsun çocuğum ?
— Hiç.
— Öyleyse burada neden duruyorsun?
— Hiç öyle duruyorum.
— Okuma yazma biliyor musun?
— Elbette.
— Kaç yaşındasın bakayım?
— Dokuzumu geçtim.
— Çikolata mı, yoksa bir kitap mı, hangisini istersin?
— Kitap.

Körleşme, Elias CanettiKörleşme, Elias Canetti
Sergen Özen 
02 Ara 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Hata işlemek ve bunu düzeltmek için çaba harcamaktan kaçınmak, asıl yanlış davranış budur. Yanlış bir iş yapmışsan, onu düzeltmekten hiçbir zaman utanmamalısın."

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 63 - *Sel)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 63 - *Sel)

Kitapla ilgili 2 Haber

Modern romanın başyapıtlarından: Elias Canetti''den 'Körleşme'
Modern romanın başyapıtlarından: Elias Canetti''den 'Körleşme' Modern romanın başyapıtlarından: 'Körleşme' Elias Canetti, Kafka’nın özellikle Dönüşüm’ündeki dilden etkilenmiş, onun kadar yalın yazmaya çalışmış ama sonuçta ortaya 565 sayfalık dev bir yapıt çıkmış. “Körleşme”, modern romanın başyapıtlarından biri olarak tekrar tekrar okunmayı, hakkında konuşmayı, tartışmayı hak eden bir roman.