Körleşme

8,8/10  (64 Oy) · 
122 okunma  · 
53 beğeni  · 
2.599 gösterim
Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya'da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır.

Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor.

İnsanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen "aymaz" aydın karakterinde ustalıkla yansıtan Canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikâyesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2014
  • Sayfa Sayısı:
    565
  • ISBN:
    9789755707044
  • Orijinal Adı:
    Die Blendung
  • Çeviri:
    Ahmet Cemal
  • Yayınevi:
    Sel Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Kaan Ö. 
 09 Ara 2016 · Kitabı okudu · 24 günde · 10/10 puan

Oysaki ne kadar normal başlamıştı her şey. Hayatında kitaplarından başka hiçbir şeye değer vermeyen, dünyanın gerçekliğinden kopuk bir şekilde yaşayan profesör Kien’in yaşamını okurken, kitaplarına göz kulak olması, onlarla ilgilenmesi için tuttuğu hizmetçi Therese’yle evlenmesiyle roman kafkavari bir atmosfere büründü ve her şey altüst oldu.

Öyle bir kitap ki, kazıdıkça altında başka fikirler buluyorsunuz. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Kitabın adından başlayabilirim mesela: körleşme. Profesör Kien’in en büyük korkusu kör olmak. Körleşmek, kitaplarından kopması, hayatının bütün anlamını yitirmesi demek. Ama hayatta en korktuğu şey olan körlük aynı zamanda profesörün bilinçli seçimi. Bütün anlamlarıyla ama. Körleşmek aynı zamanda sorunları da görmemek demek. Bu bir kaçış yöntemi profesör için. Hem fiziksel hem duygusal anlamda. Evin içinde gözleri kapalı gezmeye başlıyor, işlerini gözleri kapalı hallediyor, kitaplarını gözleri kapalı buluyor. Karısının açgözlülüğüne, eve doldurduğu eşyalara, hayatının dibe vuruşuna, her şeye gözlerini yumuyor. Kitap suratıma bir tokat patlatıyor ve dünyaya dönüyorum. Hepimiz bir parça Kien değil miyiz? Hem bireyler olarak hem de toplum olarak. Dünyadaki ve ülkedeki bütün adaletsizliklere, sömürüye, açlığa, savaşlara, tecavüzlere karşı kör olduk, sindirildik. Emeğimiz sömürülüyor, paramız çalınıyor, çocuklarımız öldürülüyor ama bu gidişatı değiştirmeye gücümüz yetmiyor. Ya gözlerimiz ve kulaklarımızı kapatıp kendi sanal gerçekliğimizde yaşıyoruz, ya korkudan sinmiş bir şekilde sıranın kendimize gelmesini bekliyoruz, ya da artık hiçbir şeyi umursamamayı seçip, yaşadığımız yerden uzaklaşınca sorunlardan kurtulacağımızı ve mutlu olabileceğimizi umuyoruz. Kafamız kumda, kıçımız açıkta... Sonra kızılderililer geliyor aklıma. Little Bighorn zaferi ardından, ABD ordusunun yenilgiye uğrattığı Siyu kabilesi önce Kanada’ya göçer ama iklim şartlarına dayanamayarak geri döner. Yenilgiyi kabullenmekten başka çare yoktur. Hükümetin gösterdiği rezervasyonlarda yaşamaya başlayan Siyu kabilesi “hayalet dansı” adını verdikleri bir dansı yapmaya başlarlar. Amaçları ölüleriyle iletişime geçip beyaz adamları topraklarından atabileceklerini düşünmeleridir. Bu bir nevi çaresizliğin dışa vurumudur. Körleşmeyi bu hayalet dansına benzetiyorum ben.

Kitap çok sert bir tokat vurdu demiştim. Öyle bir tokat ki toplumun bütün kesimleri bu öfkeden nasibini alıyor. Dahi profesörden tutun, cahil ev kadınına, sokaktaki dilenciden, mağazadaki satıcıya, apartmanın kapıcısına kadar herkes… İnsanın sonsuz hırsını, açgözlülüğünü ve cehaletini anlatıyor bu roman. Oturan Boğa’nın sözleriyle “Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş... Bu millet, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

Faşizmin sembolize edildiği profesörün karısı Therese’nin kolalanmış mavi eteği, Kaptan Ahab’ın peşine düştüğü, dünyanın bütün kötülüklerininin temsili olan balinanın beyazlığı adeta. Muhteşem bir sembolizm, maviden nefret ettiriyor.

Yazar bilinç akışı tekniğini bolca kullanmış. Okuması gerçekten zor ama bitirdiğinizde hissettirdiklerinin tarifi daha da zor. Mutluluk değil ama bahsettiğim, güçlü bir sarsıntı daha çok. Umutsuz, karanlık bir kitap bu.

Kitabın son bölümünde Profesör Kien’in başından geçenleri mitolojik hikayelerle anlattığı ve kardeşinin psikolojik çözümlemeler yaptığı kısım en beğendiğim bölümlerdendi. Daha söyleyecek çok şey var ama burada sonlandırıyorum. Mutlaka okunmalı bu kitap.

Son olarak, kitabı bana hediye eden Hakan hocama buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum. :)

Muzaffer Akar 
31 Mar 15:32 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitabın ismi “Körleşme” bana göre “Tükenişin Hikayesi” daha iyi olurdu. Alman edebiyatının başyapıtlarından birisi olarak gösterilen kitabı Elias Canetti 26 yaşındayken yazmış. Gerçekten inanılması güç bir durum.

Kitap toplantısında oy çokluğuyla okunmasına karar verdiğimiz kitabı okumasıda yorumlaması da zor. Sel yayınlarından Ahmet Cemal çevirisinden okudum. İlk bölümde çevirmenin önsözü ayrıca okunmaya değer özellikle Oğuz Atay’ın kitabın türkçeleştirilmesindeki etkisi şaşırtıcı.

Öyküde anlatılan kahraman daha döğrusu anti-kahraman Profesör Kien kırk yaşında, dünyanın en iyi sinoloğu gösteriliyor, tek başına dairesinde yirmibeş bin kitabıyla birlikte yaşayan, yaşamdan ve kişilerden kopuk kendini kitaplarına ve bilime vermiş bir kitap tutkunudur.Kien insanlara tepeden bakan, diyalogları gereksiz ve saçma gören, kendi kafasındaki dünyada yaşamaya çalışan birisi. Bu durum da aslında Kien’i çok savunmasız bırakıyor ve kitaptaki diğer karakterler kişinin bu savunmasızlığından yararlanmaya çalışıyor. Anlatıdaki olaylar ve kişiler bazen okuyucuyu o kadar çok zorluyor ki bazen “yok artık” veya “artık yeter” diyebiliyorsuz ama gene de kitabı bırakamıyorsunuz.

Kitap üç bölümden oluşuyor “Dünyasız Bir Kafa”, “Kafasız Bir Dünya” ve “Kafadaki Dünya”. Üç bölümde de karşımıza çıkan karakterler kendi basıt doğrularıyla yaşayan, erdemsiz ve çıkarcı kişiler. Sadece son bölümde ortaya çıkan bir karakter normal sayılabilir onun kim olduğunu da okuyucuya bırakalım.

Bence yazar bu karakterle çağındaki aydınlara daha doğrusu aydın geçinenlere ve etfındakilere gönderme yapıyor. Günümüzde kitapta anlatılanın aksine erdemli ve gururlu kişiler var, tümüyle umutsuzluğa kapılmamak gerekli.Bir zamanlar Çetin Altan’ın sürekli dediği gibi “Enseyi karartmayalım”.

Bu tür bir kitaba güzel veya kötü denilemez ama kesinlikle okunmalı denilebilir. Okunmalı, düşünülmeli ve tartışılmalı!

Hatice Çakır 
26 Şub 15:02 · Kitabı okudu · 30 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bazı yazarlar vardır, sizi altüst ederler. Nadir bulunurlar ve eserlerini okursanız kendinizi talihli sayabilirsiniz.Benim gözümde Elias Canetti de bu yazarlar arasına girmiştir.

Sitede çok güzel incelemeler yapılmış Körleşme hakkında. Tekrara düşmek istemem; ama beni etkileyen kısımları da belirtmem gerektiğini düşünüyorum:
Öncelikle kitabın kahramanı Dr. Kien ile yaşadığı şehir Wien ( Viyana ) arasındaki benzerlik, yazarın, yaklaşan İkinci Dünya Savaşı'na körleşmiş bir halkı anlatmak için metofor olarak kullandığını düşündürdü. Viyana, Avrupa' nın kalbi, artık ortadan kalksa bile Avusturya- Macaristan İmparatorluğu'nun çok kültürlü yapısına haiz bir şehir. Her ırktan, din ve milliyetten insanı, özellikle de sanatçıları barındırmış; tıpkı Dr. Kien' in kütüphanesindeki binlerce kitap ve yazarı barındırdığı gibi. Bu durum ve daha sonra şehirde/ kıtada/ dünyada yaşanacaklar kitabın bölüm başlıklarına da sinmiş sanki :1. Dünyasız Bir Kafa 2. Kafasız Bir Dünya 3. Kafadaki Dünya

Şehirde aynı dili kullanan insanların birbirini bir türlü anlayamaması, iletişim kuramaması, Dr. Kien' in "taşlaşma" gibi en uç noktalara kadar varan savuşturma yöntemlerini kullanması, faşizmin kaba kuvvetinin ve adiliğinin diğer karakterlerde vücut bulmuş halleri, kültürlü insanlara karşı polisin/yöneticilerin/ halkın korkusu ve kendilerini ezik hissetmeleri yine en çarpıcı kısımlardı.

Bir kez değil, defalarca okunacak bir kitap Körleşme, bir uyarı ve uyanış manifestosu...

Ebru Ince 
 07 May 23:02 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 8/10 puan

#spoiler#
Bu yıl okuduğum en zorlayıcı kitapti diyebilirim "körleşme"için ..kaç kelimeleden oluştuğunu merak ettiğim nadir kitaplardan bir tanesi :) okuyorsun okuyorsun bitmiyor ,çok bereketli bir kitap zaten Canetti yi elime gecirsem yakasından tutup bir silkelemek isterim ..ne biçim adam
..Ne acaip yazar
Rica ederim ,boylede yazılmaz ki ..
Konu sizi alıp götürecek bir konu mu tartışılır ama kelimelerin gücü asla tartışılamaz bir kitap
"körleşme "
bir tsunami dalgasi gibi üstünüze geliyor dağ gibi ezip geçiyor ...
Kitabı bitirdim..
boks maçı kazanmış kadar mutlu bir o kadar hırpalanmış, sağ gözümde çok ciddi bir ağrı ve kafama tavayla vurulmuş kadar uğultu var ..işin enterasan tarafı 5 gun sonra yeniden okumaya başlasam bambaşka bir kitap gibi karşımda dikilip pis pis sırıtacağını biliyorum ..seni kelimelerimle evirir çevirir tekrar tekrar döverim der :) Kien i kitap tutkusu yüzünden çok sevmeme rağmen son bölümlerdeki "kadinlar"hakkındaki sözleri ile kapı dışarı bırakmış bulunuyorum ..zaten böyle adamlara.böyle davranmak lazım canım. .

Kambur cüce...en sınirimi bozan karakterdi bence..ya kapıcı, ya gıcık mbilya saticisi yakışıklı "puda"
mavi etekli cadı yı da mümkünse beyninden silmek taraftarıyım. .istemiyorum canım kafamın içinde gezinip durmalarını. ...

Şimdi son söz olarak
"Korlesmeyi" sitemizde okuyan 88 numaralı kurban olarak ..
bitirmiş ,kapagini kapatmis ,kütuphanemdeki yerine kaldirmis (bir sonraki okumama kadar ) yemiş ,yutmuş olmanın haklı gururunu yaşarken şöyle diyorum ..bu kitabı ya seversiniz ..ya nefret edersiniz ..sanırım ortası yok

Aklınızla kalın :) iyi okumalar :)

Dara 
27 Haz 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Elias Canetti ile ilk tanışmam. Benim açımdan kitabı bitirmek, kitabın durağanlığı ve ağırlığı dolayısıyla çok kolay olmadı. Ancak Körleşme, derinine inildiğinde insanların yürümesi gereken bir çizgiyi, en doğru çizgiyi bulamamış olmasından yahut zannımca hiç bulamayacak olmasından, bunun sonucunda inanılan yolda, sadece o yolda yürümenin bireyin zaman zaman toplumdan, zaman zamansa kendi özünden kopmasına yani 'körleşmesine' yol açmasından bahsediyor. Üzerinde düşünülünce aşırılıkların, ki bu aşırılıklar açgözlülük, toplumdan kopuş, riyakarlık ya da her ne olursa olsun bireyi oldukça olumsuz etkilediği anlaşılıyor. Kitabı okurken 'yok artık bu kadar da körleşilmez' diyorsunuz. Okumayı bırakmayı bile bir an olsun düşünmedim değil, inadımdan bitirdim. İyi ki de bitirmişim. Bana kattıklarını bitirmeden anlayamazdım çünkü.

insan_okur 
 03 Şub 15:57 · Kitabı okudu · 12 günde · Beğendi · 9/10 puan

Tanıştığımıza memnun oldum Elias Canetti. Okumaktan çekindiğim daha doğrusu böylesine övülen ve okuması zor olan kitapları sonraya attığım için kitaplığımda dahi yoktu. Yadigar Hocam sayesinde okuduğum bu kitabı sahaflarda tek tek dolaştığım ama bulamadığım, daha doğrusu bulsam da yıpranmış olarak kalanlar olduğu için sıfırına paraya basıp aldım. Biraz uzun bir inceleme olacak gibi çünkü içimden çok şey anlatmak geçiyor ama inşallah çorba etmeden çok da kitap dışına çıkmadan bir şeyler karalarım.

Canetti’den ilk eserim oldu bu kitap. Yazarın dili sade ve akıcı. Ama kitapta bazı bölümler çok ama çok sıkıcı ve karışık. Hele orta kısımlar gerçekten çok yorucuydu. Kitabın ülkemize kazandırılma sürecinde Oğuz Atay ismini duymam kendisine daha da meraklanmamı sağladı itiraf edebilirim. Atay romanı İngilizce okuyup çok etkilenmesi sonucu Ahmet Cemal’i rakı masasına çağırıp kitabı çevirtmiş. Onun sayesinde daha hızlı dilimize çevrilmiş bir eser. Başlangıç kısmında bu bilgiler de mevcut.

Pek olmasa da spoiler içerir...

Geçelim romanın özetine… Roman başlangıçta çok güzeldi. Yani ilk 200 sayfa çok akıcı devamlı olaylar gelişiyor falan filan. Hareketli yani. Neler oluyor ? Kien ana kahramanımız ve tam bir kitap delisi, manyağı, kurdu, hastası ne deseniz az. Psikopat; kitap psikopatı. Kitaplarına öylesine bakıyor, hayatı tamamen unutup kitaplarıyla yaşıyor ki; bu sayede romanın ana temalarından birisi yani hayatı unutup sadece kitapla yaşama; bir bakıma kör olmayı yaşıyor, körleşiyor. Kien kim derseniz bir Sinolog. “Sinolog de ne ?” diyeceğinizi umarak “Çin dilini ve yazınını konu alan filoloji. “ bu alanın uzmanı bizim Kien. Hayat felsefesini Konfüçyus ve Kant’ın birleştirilmiş sentezi ile yaşıyor. Yaşarken karşısına bir temizlikçi bayan çıkıyor. Bayan ki aman Allah'ım o ne bayan... Tam bir çirkef. İsmi Therese; dışarıdan bakınca kendini genç sanan bu bayan biraz da azgın affedersiniz. Kien için yanıyor, tutuşuyor ama Kien’in tek düşüncesi kitaplar. Hayattan kopmuş bizim profesör. Çünkü kadın daha da şirretleşip evi elinden almaya, daha da uçarılaşıp kitapları bile elinden almaya dahi kalkıyor. Ha birde kapıcı var emekli komiser. Gizliden Therese ile ilişkisi var ama bir yandan da kızına ve karısına dehşet bir şiddet uyguluyor. Romandan kapılacak bir konuda burası. Kadına şiddet ve kadını hor görme. Öylesine terimler, öylesine hikayeler ve cümleler kurmuş ki çok şaşırdım. Kadınlarla ilgili negatif yönde bir çok cümleler mevcut. Feministler bu kitabı sonralara atabilir. Bu anlattıklarım ilk 200 sayfa arkadaşlar. Gerisinde öylesine karışık ilişkiler, zor cümleler var ki; çok irdelenmeli ve sakin kafayla okunmalı.

Kien körlükten çok korkuyor, kitap okuyamamaktan. Bu korkuyu da yenmesi gerek ama bununda farkında. Körler gibi yaşamaya başlıyor. Hatta evde gözü kapalı kitapları arıyor, kör alfabesi olmadan okumaya çalışıyor. Kadının evde olduğunun farkında ama onu ve yaptıklarını görmüyor. Aklı fikri kitaplarda. Aldığım kısa notlar var okurken bunlardan da söz edeyim. Öğrenmeye açık biri olmayı tavsiye ediyor Canetti. Karısıyla ne kadar anlaşamasa da hayatını idame ettiriyor. Hayvan sevgisi yeterince verilmiş romanda. Felsefik, pragmatist düşüncelerle bezemiş. Kadına ve erkeğe şiddet yeterince söz ettirdi. ( Özellikle kadına ) Satranç oyunundan baya söz edildi.Malum günümüzde haram denen bir oyuna burada övgüler dizilmiş. Dilencilik, hırsızlık, yalan haberler ( basın ) , Yahudiler, kamburluk kelimelerini bolca duyacaksınız.

Orta kısımdaki hikayedeki Fischer’i ve yaptıklarını unutmamak gerek. Para ve hayaller için yapılan oyunlar neler neler entrikalar. Bazılarımızın gören kör olduğunu çok iyi anlatıyor roman. Gözümüzün önünde olan şeyleri artık maalesef göremiyoruz. Kapılmışız rüzgara. Belki bazen sesimizi çıkaramıyoruz, belki de gördüğümüzü bile anlamıyor, anlamaya da çalışmıyoruz. Okunması zor ama bir o kadar da güzel, tadı damakta kalan bir eser.
Çok yönüyle umutsuz, karamsar olabilir ama içerisinden cımbızlanarak bir beyin fırtınası yapılmalı. Öylesine güzel cümlelerden ve konusu kitap olan bir romandan nasıl güzel şeyler çıkmaz değil mi ?

Gelelim son bölümlere; Kien’in başından onca şey geçmiş, katil mi olmuş yoksa hırsız mı derken kardeşiyle irtibata geçiliyor ve burada anlatılan Mitolojik hikayeler çok zevkli ve bir o kadar da merak uyandırıcı. Son bölümlerdeki paragraflar başlı başına bir alıntı. Harika konular, anlamlar içermekte.

Velhasıl kelam inşallah çizgimizi bulur ve o yönde yürürüz. O yolu bulamayıp, ya da gördüğümüz halde yürüyemezsek vay halimize. Her şeyin fazlası zarar. Kitap da olsa bu fazlalık; Kien gibi bazen açgözlülükle hiçbir şeyi görmüyoruz. Gözümüzün önünde cereyan etmesine rağmen. Kör olmayalım arkadaşlar, gözümüzü açalım. " KÖRLEŞMEYELİM " Tavsiye kesinlikle edilebilecek bir roman ama lütfen okumaya yeni başlayanlar bu kitapla açılış yapmasınlar ya da ilerleyen zamanlarda okurlarsa daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Mutlu günler, iyi okumalar.

Pelin Tunç 
21 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Gerçekliğin uzağında, yaşamı daha çok kafasının içinde, kitaplardan başka hiçbir şeyi hayatına almayan profesörün, zamanla değişen tutumları doğrultusunda konu ilerliyor. Tabi değişimden kaynaklı profesörün hayatına birçok kişi giriyor. Yazarın dikkat çeken noktası diğer karakterlerinde ana karakter gibi büyük öneme sahip olması ve her karakterin gözünden olaylara bakıyorsunuz ve yorumluyorsunuz. Böylelikle diğer karakterleri kolaylıkla anlayabiliyorsunuz. Her karakter kendisine has bolca soyutlamalarla dolu. O soyutlamalar, parçalanmış dünyada sirayet eden değişik tipler, durağan anlatımındaki kaosluk... yazarın bunu yapması, çok ayrı bir zeka !
Hele ki kitabın son 100 sayfası tekrar tekrar okunup altı çizilmelik paragraf gruplarından oluşuyor.

Bir çırpıda okunacak kitaplardan kesinlikle değil, yavaş ilerleyen her cümlesi beyin fırtınası yapmanızı gerektirten, özellikle okuyucu kesimin belli olgunluk düzeyinde olması gerektirdiği inancındayım.

Şunu da mutlaka belirtmeliyim. Bu kitabın çevirmeni Ahmet Cemal, Oğuz Atay'la tanışması sayesinde kitabı bize erken kazandırmış. Tabi bu tanışma ani ve Oğuz Atay'ın bu kitabın ingilizce çevirisinden okuduğu hayranlık nezdinde çevirmeni rakı masasına çağırıp kendine has konuşma tarzıyla ikna çabalarına girişmiş. Bu bile kitabın okunması için en önemli sebep ! Ayrıca, önsözde, çevirmenin Oğuz Atay'la vakit geçirdiği küçük bir kesite tanık olmak sizin tebessüm etmenizi vesile.

Mutlaka okunması gereken kitaplardan !

mehmet temiz 
02 Tem 12:07 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

1981 yılı Nobel Edebiyat ödülünün sahibi Elias Canetti'nin henüz 26 yaşındayken 1930 lu yıllarda yazdığı harika bir eser.Kitap oldukça hacimli olma özelliği taşıdığı için, bir çok insan okumaktan çekinmektedir.İtiraf etmeliyim ki,kitaba başlayana kadar ben de aynı duyguları taşımaktaydım.Fakat başladıktan sonra sizi, nasıl geçtiğini farkedemediğiniz yaklaşık iki yüz sayfadan oluşan ilk bölüm karşılıyor. Ondan sonra zaten kitaba alıştığınız için pek de öyle zorlanmıyorsunuz.

Kitaptaki ana karakter,çocukluğundan beri kendini kitaplara adamış,dış dünya ile fazla bir bağlantı sağlamamış,evinde kurduğu yirmi beş bin kitaplık kütüphanesinde ömrünü geçiren,kitaplara saygılı,diğer insanlarla çok fazla ilişki kurmayan,insanlara güvenmeyen,hele hele kadınlara asla güvenmeyen,iyi niyetli, kötülük düşünmeyen, konferanslara,gazete ve dergilere makaleler gönderen,kitaplarıyla kurduğu kendi dünyasında sessizce yaşayıp giden,aynı zamanda da ünlü bir Sinolog olan Profesör Peter Kien'dir.

Yazar,bize esasen, Kien'in , kadınlara olan aşırı güvensizliğine rağmen,yanında 8 yıldır çalışan hizmetçisi Therese'ye bir anlık güvenmesi sonucunda gelişen durumdan dolayı, bağlantı kurmak zorunda kaldığı dış dünyadaki yaşadığı dramatik olayları anlatmaktadır.Yani konu,ömrü boyunca kitaplarıyla ilgilenen iyi niyetli bu bilim insanının,gerçek hayattaki aç kurtlar karşısında yaşadığı dramatik hikayesinden ibarettir.

Yazar bu hikayeyi anlatırken Prof.Kein'den başka üç ana karaktere daha yer vermektedir.Bunlar,hizmetçi Therese,apartman görevlisi ve aynı zamanda emekli bir polis olan Benedikt Pfaff ve kambur diye tanıtılan Fischerle'dir. Tamamen farklı karakter ve özelliklere sahip olan bu üç insanın da tek ortak özellikleri,aç gözlü ve menfaatperest olmalarıdır.Kitaptaki diğer yan karakterler de aşağı yukarı bu son yazdığım özellikleri taşımaktadırlar. Bu kadar kurt ve tilkinin olduğu bir ortamda, zavallı bir kuzu olan Kein ne yapabilir. Onu da kitabı okuyarak öğrenmek gerekiyor.
Bir de son bölümde konuya dahil olan,kardeş Dr. George Kein var. Onun yapısı ise daha farklı özellik taşımaktadır.İncelemenin çok fazla uzamaması için o konuya fazla girmek istemiyorum.

Kitaptaki en büyük özellik, yazarın, yaşanan olayları anlatırken,karakterlerin,psikolojik yapılarını her zaman ön plana çıkarması,adeta onların her attığı adımlarındaki ruhsal düşünce veya iç çatışmalarını bize ayrıntılı olarak yansıtmasıdır.Sanıyorum bu özelliğinden dolayı da kitap okunurken bazı bölümler de, okuyan kişi de bir bıkkınlık yaratmaktadır. Ama Elias Canetti' yi büyük bir yazar yapan özellik , bu, kişi ve kitle psikolojisini çok iyi yansıtması değilmidir?

Son cümle olarak, edebiyat dünyasının en önemli kitaplarından biri olan bu kitabın, zaman zaman sıkılarak okunması pahasına da olsa, mutlaka okunması gereken bir kitap olduğu düşüncesindeyim.

Eyüp Tatar 
 18 Haz 02:27 · Kitabı okudu

İyi bir okur, okunmaya değecek, derinlikli, incelikli, nitelikli bir "kitap avcısı" olma konusunda yılların tecrübesini bünyesine yedirirken; bunu, iyi bir kitapla karşılaşma umuduyla elden geçirdiği ve bunların belki de onlarcasının beklediği gibi çıkmadığı nice hayal kırıklığı yaratan "müsvedde"lerin kendisine kazandırdığı, henüz hiçbir fikrinin olmadığı kitaplar konusunda bile yanılmaz bir sezgi ile iyi kitapları bulma "içgüdüsü" edinerek yapar.

Öyle ki, artık bu kişi, bir kitabın niteliğine dair ipuçlarını, kitabın kapağında kullanılan resim veya illüstrasyondan, arka kapak yazısına kadar pek çok yerde, ve en önemlisi de kitabın ilk sayfasının ilk cümlelerini okuyarak dahi, deyim yerindeyse "kitabın besmele çekişi"ne bakarak, o kitabın kendisine verebileceklerini kestirebilir. Bu elbette bazı kitaplar için işlemez. Yine de uzman bir göz, deneyimli bir bakış ile isabetli tahminlerde bulunmak zor olmayacaktır.

Gelelim, yazarının (Elias Canetti) oldukça erken bir yaşta (26) yazıp bitirdiği, derinliği, yoğunluğu, çok katmanlı oluşu ve modernizmin kucağındaki bir toplumun eksik ve gediklerini olağanüstü bir öngörü ile yaptığı enfes tahlillerle yirminci yüzyıl edebiyatının zirve eserlerinden birine: Körleşme.

Pek çok yerde "Kamaşma" şeklinde çevrilmesinin daha isabetli olacağına dair yorumlar varsa da, çevirmen, kitabın girişinde açıkladığı bazı nedenlerden ötürü "Körleşme" adını uygun bulur. Neyse, detayda boğulup, esası kaçırmamalı.

Bir Profesör.. Adı Kien. Çin Dili ve Edebiyatı uzmanı. Yani bir sinolog. Hayatı kitaplardan ibaret. Dünyası da öyle. Kafasında yarattığı dünyanın parke taşlarını, binalarını, taşıtlarını, giysilerini hep kitaplar oluşturmakta. Bize tanıdık gelen, bilgin, filozof denince aklımıza düşen imge ne ise, hah işte Profesörümüz de böyle biri.

Kitap üç bölümden oluşuyor: 1- Dünyasız bir kafa; 2- Kafasız bir dünya; 3- Kafadaki dünya.

Kitap bölümleri konuyu özetler nitelikte aslında. Hayatı kitaplardan ibaret olan, bilim, tarih, felsefe konularında beyin fırtınası yapıp etrafındakileri coşturacak donanımda birinin su faturasının nasıl yatırılacağına dair bilgisinin olmamasını bir hayal edin. Profesörümüz böyle biri işte.. Dünyadan kopuk, fildişi kulesine çekilmiş ve sadece kafasındaki soyut dünyada nefeslenen bir adamcağız, pratik yahut gündelik dünyayla temas kurunca afallar; aydınlanan gözler karanlıkta nesneleri seçemez, kamaşmıştır çünkü. Gerçek dünyanın iğrenç ve küçük düşürücü yönleriyle karşılaşınca, ilk andaki kamaşma yahut körleşme, yerini uyuma (gözlerin alışmasına) bırakacaktır yavaş yavaş. Ama bu kez kaybedeceği kafasındaki dünya, idealize ettiği gerçeklikler tortusu veya kendi benliği, ben'i mi olacaktır?

Nadir bir edebiyat olayı bu! Bu roman okunur dostum.

Oku da yanında yat; ama yatarak okuma!

Yadigar Soydan 
29 Oca 14:43 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir yıldır kitaplığımda okunmayı bekleyen fakat bir türlü cesaret edip okuyamadığım bir kitaptı. Üslup açısından oldukça rahat anlaşılabilen fakat konusu ve içeriği açısından oldukça dikkatli okunması gereken bir kitap. Kien gerçekten daha önce hiç rastlamadığım bir karakter. Kitaba olan tutkusunda kitapları ve okumayı seven bir insansın kendisinden bir şeyler bulmaması imkansız. Farklı bir hayat, kişilik, hayata bakış açısı ve sonrasında birden alt üst olan farklı şekillerde sonuçlanan bir hayat. Sorgulanması gereken bir çok şey olduğunu düşünüyorum.

3 /

Kitaptan 190 Alıntı

Sergen Özen 
02 Ara 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Yoksulluk, insanı insanlığından etmez. Ben şahsen kendini beğenmişlerden nefret ederdim."

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 105 - *Sel)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 105 - *Sel)
Berk Liman 
05 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Kişi, öteki insanlardan uzaklaştığı ölçüde hakikate yaklaşır. Günlük yaşam, yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendir."

Körleşme, Elias CanettiKörleşme, Elias Canetti
Muzaffer Akar 
 25 Mar 11:35 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Konfüçyüs
On beş yaşındayken iradem öğrenmeye yönelikti. Otuzuma geldiğimde, yolumu saptamıştım. Kırkımda artık kuşku diye bir şey kalmamıştı içimde, kulaklarım ise ancak altmışımda açıldı.

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 62)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 62)
Sergen Özen 
21 Oca 08:59 · Kitabı okudu · 9/10 puan

İnsanoğlunun genelde az bilmesi, onun için ne büyük bir mutluluktu!

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 542 - *Sel)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 542 - *Sel)
Sergen Özen 
09 Oca 01:34 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Ölüm hepimizin sonuydu ama önce cahillerin başına gelmeliydi!

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 323 - *Sel)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 323 - *Sel)
Sergen Özen 
02 Ara 2016 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Hata işlemek ve bunu düzeltmek için çaba harcamaktan kaçınmak, asıl yanlış davranış budur. Yanlış bir iş yapmışsan, onu düzeltmekten hiçbir zaman utanmamalısın."

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 63 - *Sel)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 63 - *Sel)
Esra 
16 Oca 2016 · Kitabı okudu

Bir kitapçı, bir kraldı. Ama bir kraldan hiçbir zaman kitapçı olamazdı.

Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 23)Körleşme, Elias Canetti (Sayfa 23)

Kitapla ilgili 3 Haber

Modern romanın başyapıtlarından: Elias Canetti''den 'Körleşme'
Modern romanın başyapıtlarından: Elias Canetti''den 'Körleşme' Modern romanın başyapıtlarından: 'Körleşme' Elias Canetti, Kafka’nın özellikle Dönüşüm’ündeki dilden etkilenmiş, onun kadar yalın yazmaya çalışmış ama sonuçta ortaya 565 sayfalık dev bir yapıt çıkmış. “Körleşme”, modern romanın başyapıtlarından biri olarak tekrar tekrar okunmayı, hakkında konuşmayı, tartışmayı hak eden bir roman.