Adı:
Körleşme
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
565
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707044
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Die Blendung
Çeviri:
Ahmet Cemal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Körleşme
Körleşme
Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya'da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır.

Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor.

İnsanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen "aymaz" aydın karakterinde ustalıkla yansıtan Canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikâyesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
“ Bir öğle vakti bağlanan telefonda karşıma Oğuz Atay çıktı. Söze derhal sen diye başladı:

-“Sen rakı içer misin?”
+“Arada evet...”
-“Peki şalgam suyuyla birlikte içtin mi ?”
+“Hayır”
-“Güzel. O halde bu akşamüstü saat altıda Atlas Sineması’nın girişinde ol. Seni bir yere götüreceğim. ”

Dediği saatte buluştuk. “bir yer” dediği, Ağa Camii’nden sapınca gidilen, “kendin pişir kendin ye” tarzı bir meyhaneydi. O güne kadar meyhanenin böylesine hiç gitmemiştim. Oturup etlerimizi seçtik. daha doğrusu Oğuz Atay seçti. Benimle yıllardır tanışıyormuşuz gibi konuşuyordu. O güne kadar yaptığım çevirilerin neredeyse hepsini okumuştu. Bu arada şalgam suyu ile rakı da enfes gidiyordu. Bir ara çantasından Elias Canetti adlı bir yazarın "auto da fe" başlıklı romanını çıkardı. “Bu romanın aslı Almanca. Ben İngilizce çevirisini bir solukta okudum. Şimdi sen en kısa zamanda romanın Almancasını getirtiyorsun ve yine en kısa zamanda çeviriyorsun. Müthiş bir yazar, romanı da öyle. ”



Bu olaydan sonra romanın Türkçe çevirisi Ahmet Cemal tarafından 7 senede yapıldı. 13 Aralık 1977'de Oğuz Atay aramızdan ayrıldı. Romanın ilk baskısı 1981'de yapıldı. Oğuz Atay belki görmedi ama bizi güzel bir eserle tanıştırmış oldu..



Canetti bilinç akışı yöntemine sıkça başvurmuş eserinde. Okuması kolay bir kitap değil iki defa yarım bıraktıktan sonra bu defa bitirmeyi gözüme almıştım. Yarım bırakma sebeplerim puntonun küçük olması ve Profesör Kien'in davranışlarına katlanamayışım. Gözünüzü korkutmak istemiyorum ama gerçekler bunlar.

Kitabın ismine gelecek olursak Körleşme, Profesör Kien kör olmaktan, kitaplarından ayrı düşmekten çok korkuyor.-Ben o kadar kitaba(servete) sahip olsam uyumazdım.- Korkuyor korkmasına ama bir yandan da bilinçli bir şekilde de kullanıyor bunu. Nasıl mı?  Görmek istemediği problemlere, çirkinliklere göz yumarak.


Bir adam düşünün ki hayatının dibe vuruşuna göz yumarak baş kaldırıyor. Bu nasıl bir direniştir bu nasıl bir mücadeledir!


Hepimiz Kien'iz belki olup biteni izliyoruz, olup bitene göz yummuyoruz belki bizimki bir başkaldırış değil ama hepimiz Kien'iz. Neden mi?  Çünkü bırakın toplumda olup bitenleri bizler bazen aile içinde olup biten ufacık problemlere bile göz yumuyoruz. Problemi çözmek için kendimizde güç bulmuyoruz. Şimdi daha toplumsal düşünecek olursak; (aslında düşünmek bile istemiyorum) açlığa, çocuk ve kadın  istismarlarına, adaletsizliklere, tecavüzlere, ölümlere, savaşlara gelecek olursak. Bu saydığım toplumsal problemleri haberlerde okuyoruz, televizyonda izliyoruz. Sanıyoruz ki bunlardan haberimiz olunca duyarlı insan oluyoruz. Hayır efendim duyarlı insanın tanımı değildir bu. Bakmak ve görmek evet bakmak ve görmek ayrımına burda varıyoruz. Biz bunlara karşı körleştirildik, eylemsizleştirildik. Yaşıyoruz, sıranın bir gün bize de geleceğinden habersizce.. Yaşıyoruz...



Kafka'nın "Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?" sözünü haklı çıkaran bir kitap. Tabir yerindeyse kafamıza darbe alsak bu kadar sarsılmayız.


Kitap o aptalca hırslarımızı, cahilligimizi, doyumsuzluğumuzu, aç gözlülüğümüzü tokat gibi yapıştırıyor yüzümüze sarsılmamak elde değil yani.


Kitap üç bölümden oluşuyor;

1-) Dünyasız Bir Kafa
2-) Kafasız Bir Dünya
3-) Kafadaki Dünya
 
En çok son bölümü sevdim  Profesör Kien’in başından geçenlerin mitolojik hikayelerle anlatılğı ve kardeşinin psikolojik çözümlemeler yaptığı kısmı çok sevdim.


Daha söylenecek çok şey var eser hakkında ama siz eseri okuyun yine de :)


Şiddet içermeyen bir şiddetle tavsiye ediyorum.


Keyifli okumalar...
Körleşme nedir?

* Körleşme dünyayı beynini ele geçiren düşüncelerle, kuruntularla, küçük hesaplarla; yudumladığın hayatın sende bıraktığı tortularla, acılarla filtreler arkasından görmektir. Gördüğün, senin beyninin optik yansımaları yorumlama biçimidir. Yanlış anlamalara gebeliktir.

* Körleşme gördüğünü sandığın kişiyi, nesneyi, olayı tek bir kavrama indirgemektir. Simgeleri gerçeğe yeğ tutup, bir de onu tek doğru kabul etmektir. Öyle ki mavi kolalı etek salt kötülüktür.

* Körleşme bazı şeyleri her gün o kadar çok görmektir ki, sonunda görmemektir. Yoksa bu kadar yoksulluk, perişanlık, kurşun gibi çöken ağır karanlığın içinde nasıl yaşanır?

* Körleşme bazen de bile isteye görme uzuvlarının -şükür ki kapakları var, ya kulaklar gibi savunmasız olsaydı - işlevini yapmayı reddederek bizi savunması demektir. Görmezden gelmektir.

* Ve körleşme kitapta anlatıldığı gibi şudur: 'Körlük, zamanı ve mekanı alt etmeye yarayan bir silahtır; varlığımız yek dayanağını duyularımızla, gerek yapıları gerekse kapsamları bakımından pek yetersiz olan duyularımızla kavradığımız birkaç kırıntının dışında, sonsuzluğa dek uzanıp giden bir körlükte bulur. Körlük, birbirlerini görmeleri halinde beraberlikleri düşünülemeyecek nesnelerin ve yaratıkların yanyana bulunabilmelerine olanak tanır.'

Körleşmeyle 'sağlıklı' işlevini yerine getirmezse o küçük tatlı egomuz ne olur peki? Akıl hastaneleri ne diye var sanıyorsunuz?

Kahramanımız Dr. Kien 'fildişi kulesi'ne çekilmiş 25000 kitabın sahibi, cahil, aptal, acımasız, para düşkünü, aşağılık insanlarla ( yani kendinden başka herkesle) konuşmayı, teması reddeden bir 'aydın'. 'Dünyasız bir kafa'sı var. Olaylar neticesinde 'kafasız dünya'yı yaşayanlarla bir arada bulunuyor ve tüm karakterlerin psikolojilerinin adamı haklı çıkardığı hikayenin ortasında buluyor kendini. Tabii herkesin 'kafadaki dünya'sı farklı, birbirini tanımak imkansız.

Pascal demiş ki: 'İnsanın tüm mutsuzluğu odasında tek başına duramamasından kaynaklanır.' Yeni insanlar, yeni mutsuzluklar.

Kesinlikle, kesinlikle, kesinlikle ve kesinlikle her kitapseverin okuması gerekiyor. Anlaması zor bir kitap değil, cümleleri basit ama derin. Yazarın erken yaşında oluşturduğu tek eseri, Oğuz Atay tavsiyesiyle Türkçe'ye çevrilmiş bir başyapıt. Lütfen okuyun :)
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.232 Oy)8.551 beğeni27.437 okunma787 alıntı133.679 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.732 Oy)18.326 beğeni41.503 okunma2.727 alıntı174.593 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.784 Oy)6.097 beğeni16.059 okunma2.714 alıntı82.850 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.892 Oy)8.838 beğeni24.282 okunma1.649 alıntı112.606 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.269 Oy)7.617 beğeni20.605 okunma3.724 alıntı123.312 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.213 Oy)3.728 beğeni12.361 okunma1.111 alıntı50.168 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.146 Oy)7.719 beğeni21.707 okunma783 alıntı84.850 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.371 Oy)12.952 beğeni33.159 okunma3.148 alıntı139.410 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.471 Oy)5.573 beğeni18.933 okunma777 alıntı96.757 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.568 Oy)8.525 beğeni25.178 okunma2.301 alıntı108.794 gösterim
Ya kör olacaksın ya da delireceksin!

Körleşmeyi deliliğin sınırlarında dolaşanların romanı olarak nitelendirmek lazım gelir. Genel anlamda körlük ve delilik kelimeleri, insanın zihin atlasında ürkütücü bir çağrışıma yol açar. Bu kelimelerin yanına birde ‘sınır’ kelimesini konumlandırdık mı gerilim had safhalara ulaşır.

Sınırlarda dolaşmanın tehlikesini sınırlarda dolaşanlar bilir. Uçlarda yaşayanlar rahattır esasen ve bu fanatik tayfa, sürü halinde hareket ettiğinden başları ağrımaz, pekâlâ sorgulamadıkları içinde aptal mutluluğu hissiyatındadırlar ve bu evrende uzun bir ömür sürerler. Sınırda dolaşanlarsa uçlar için her zaman tehlike arz eder ve bu sebeple her an katli vacip olunan kimseler olarak nakşedilirler. Bu sebeple eksik olan ilk cümlemi izninizle değiştirmek isterim.

Ya kör olacaksın ya delireceksin ya da katledileceksin!

Oldukça uzun ve zor bir kitap bu Körleşme ve yazıları da küçük kör etmek istercesine. Ayrıca metaforlarla dolu… Hoş yazarımız da zaten Kafka’nın ‘Dönüşüm’ ünü okuduktan sonra karar veriyor eserini yazmaya ve yazım hayatını da zirvede sonlandırıyor. Anlayacağınız insanlık zihnine tek kurşun sıkıyor. Henüz bu kurşuna kafa atanını da görmüş değilim lakin kurşunu yedikten sonra ölmeyen bireyler hayatlarına bir felçli gibi mutsuz devam ediyor.

Okuyup da sınırdan uzaklaşacağını zannediyorsan yanılıyorsun değerli okur. Ya okuma ya da sınır gerçeğini kabullen!

Kambur cücelerden uzak durun ya da acımayın onlara der Canetti. Çünkü kambur cücelerle çevrili olan etrafımız; onların varlığıklarına karşın korumasızdır. Görünüşü desiseli, ağzı yalan dolu cüceler size sesleniyorum çirkinliğinizde boğulacaksınız.

Kein gibi dünyasız bir kafan mı olmalı kocaman bir kütüphanede?

Therese gibi kafasız bir dünyanın metası mı olmalı?

Yoksa,

Kafadaki dünya ile trajik bir sonun mu?
Körleşme Elias Canetti'nin 26 yaşında yazdığı ilk romanı- fazla roman da yazmamış zaten kendisi. Kitle ve İktidar var, yazarın 30 yılını verdiği kitabı, Marakeş'te Sesler var anlatı. Oyunları ve farklı kitapları da var. Ama yayınlandıktan sonra Naziler tarafından yasaklanan ve 1981'de yazarın Nobel Edebiyet Ödülü kazanmasında büyük etkisi olan bu kitap için başyapıtı diyebiliriz Canetti'nin.

Ülkemizde son zamanlarda popüler olan kitaplar arasında Körleşme (popüler derken Zweig ya da Sebahattin Ali popülaritesinden bahsetmiyorum). Daha çok son dönemde artan Oğuz Atay okurları arasında, Tutumayanlar'a ilham kaynağı olduğu ve kitabın çevrilmesi için Atay'ın özellikle Ahmet Cemal'i ikna ettiği gibi sebepler nedeniyle rağbet görüyor Körleşme'nin, Ulysses benzeri bir metin olması tabii çekiciliğini arttırıyor.

Ulysses benzeri deyince deyince, bahsettiğim çekiciliğinin yanında korku da geliyor, evet zor bir kitap Körleşme. Benim bir yıla yakın bir okuma sürecim oldu – daha çok kendimden kaynaklı sebeplerden. Yazarın tekniğine alışmak epey zaman istiyor. Ahmet Cemal bu açıdan bayağı yardımcı oluyor okura ama. Kamuran Şipal'in Hesse çevirilerini düşününce “Neden bütün Almanca eserleri Ahmet Cemal çevirmiyor?” diye düşünüyor insan.

Tabi böyle meşakkatli bir kitap olunca okuyanların da seviyeleri göze çarpıyor hemen- benimle alakası yok, zaten bir yılda bitirdim ben kitabı- sitedeki Körleşme incelemelerinin büyük bir kısmı üst seviyede, özellikle ayrım yapmadım – okuyunca anlayacağınız gibi çoğu değerli. Duraksadım o yüzden başta bu kitaba farklı bir inceleme yazmakla ilgili. Sonunda en azından görüşlerimi yazmayı düşündüm ve buradayım hala.

Evet, orjinali “die Blendung” olan kitap İngilizceye “Auto-de Fe” (İnanç Hareketi- engizisyoncuların cadıları yakması gibi hareketleri için kullanılıyormuş) olarak çevrilmiş. Aslında iki başlık da uyumlu kitaba, körleşmeyi ya da görmemeyi- görmeyi reddetmeyi belki bir çok farklı şekilde görebiliyoruz kitabın içinde. Ve engizisyonun kitapları, insanları yakması gibi dar kafalı insanlar tarafından yok ediliş var kitapta yine, belki de kitabın sonuna bir gönderme.

Anlatım tarzı bana Teneke Trampet—'i çağrıştırdı biraz. (Baktım onu Kamuran Şipal çevirmiş:) Gizli bir saçmalık var yazının içinde, insanın hoşuna giden ufak abartılar. Tanrı anlatıcı kullanılmış genel olarak, ama sürekli insanların içine giriyor bu anlatıcı. İnsanların içine girince 3. tekil şahıs olmasına rağmen onların karakterine bürünüyor, onların hayallerini, planlarını, korkularını, isteklerini, davranışlarını onlarla beraber kuruyoruz biz de kafamızda. Bu sadece ana karakterler için değil kitap içinde geçen herkes için geçerli. Mesela bir restorana gittiğinde ana karakterimiz, garsonun onunla ilgili düşüncelerini, çelişkilerini, gelecek planlarını daha bir çok şeyi garsonun düşünce yapısına göre öğreniyoruz. Ya da “iyi bir aile babası” isimli bölümde kapıcının eşi ve kızını sürekli dövmesini maddenin tabiatı gibi yorumluyoruz adamın kafasının içinde.

Spoiler uyarısını ekleyip devam edeyim. Üç ana bölümden oluşuyor kitap. Bölümleri de oldukça güzel tasarlamış Canetti. İlk bölümün ismi “Dünyasız Bir Kafa” Kitap boyunca takip edeceğimiz ana karakterimiz olan Prof. Peter Kien' i tanıyoruz bu bölümde. Dünyanın en ünlü sinologu (Çin dili ve felsefesi) kendisi. Hayatı kütüphanesindeki 25000 kitaptan oluşuyor. Bencil, insanları sevmeyen kitaplarından başka hiç bir şeye önem vermeyen birisi- Dünyasız bir kafa yani. İlk bölümde hayatına bir kadın giriyor 8 yıl kadar temizlikçi olarak, daha sonra da “Konfüçyus'un çöpçatanlığı” ile eşi olarak.

Burada şunu belirtmek isterim. Kitapta hiçbir karakterle empati kuramıyorsunuz, hemen hepsi kötü insanlar nispeten. Daha doğrusu, emelleri doğrultusunda istediklerini elde etmek için kapasitelerine göre, kendilerince en doğru şeyleri yapan insanlar bunlar ve yaptıkları kötü geliyor bize. Neyse Kien Therese ile evleniyor bir şekilde ve dünyanın sonu başlıyor onun için. Kitaptaki hemen bütün erkeklerde kadınlara düşman bir kafa yapısı var. O dönemdeki toplum yapısını yansıtmak istemiş olabilir diye düşünüyorum Canetti. Evlilikten sonraki o klasik soğuk savaş, normalde olması gerektiğinden daha önce başlıyor bu sevimli ailede. Therese hakimiyetini kurabilmek için her fırsatı değerlendiriyor. Kien düzeninin bozulmaması için tavizler veriyor. Yavaş yavaş odalarını kaybediyor, parasını kaybediyor, dayak yiyor, korunmak için put taklidi yapıyor, bölümün sonunda da evinden ve kütüphanesinden kaçıyor hesap cüzdanı ile birlikte.

İkinci bölüm “Kafasız bir dünya”da dışarıdaki hayatını görüyoruz Kien'in. Bu bölümde Fischerle (Fischer'cik) ön plana çıkıyor onlarca karakter arasında. Amerika'ya gidip Dünya satranç şampiyonu olmak isteyen kambur bir cüce - 1972'de dünya satranç şampiyonu olan Amerikalı Bobby Fischer geldi aklıma haliyle, alakasız da olsa. İkinci bölümde çokça giriyoruz bu zeki ama farklı bir ahlak yapısı sahibi cücenin kafasına. Çeşitli yöntemlerle dolandırıyor Kien'i Fischerle, ilk bölümde başlayan körleşme devam ediyor ve yavaş yavaş deliliğe doğru ilerliyor baş karakterimiz. Bu bölümde -ister sürrealist deyin, ister büyülü gerçeklik -bazı imkansız olgular da var, şapka içinde bir iki kütüphanelik kitap taşımak gibi. Ama dediğim gibi bu kitap hayatın karikatürize edilmiş bir yorumu olduğu için o kadar önemsemiyor insan. Kitapla ilgili yapacağım tek eleştiri de bu bölümde, yazarın bazı kısımları gereksiz bir şekilde uzatması , ya da bana öyle geldi biraz. Özellikle Fischerle'nin bazı bilinç akışları sayfalar sürüyor. Zaten kitabın en uzun bölümü burası olmasına rağmen ilk bölümden daha az şey veriyor totalde.Ama toplumun da en iyi analiz edildiği bölüm burası.

Son bölüm olan , Kafadaki Dünya'da (evlere şenlik karakterimiz polis eskisi kapıcıyı saymazsak) Kien'in psikiyatr kardeşi giriyor kurguya. Belki kitaptaki tek iyi karakter, ama onun da kendine has özellikleri var. Zihinsel körleşmede yolun sonuna gelmiş kardeşinin yanına geliyor. Her şeyi hallediyor ve eski haline döndürüyor, daha doğrusu böyle düşünerek ayrılıyor daha sonra. Bu bölümde iki kardeş arasında geçen diyalog – Kien kardeşini görünce eski ukala haline geri dönüyor hemen- mizojini ağırlıklı olmasına rağmen oldukça etkileyici. Son kısımda kitap ingilizce ismine yakışır bir şekilde sona eriyor.

Kitapta semboller de oldukça önem taşıyor. Mesela Therese (eteğinden dolayı) mavili beyazlı bir midye kabuğuyla ilişkilendirilmiş, Kien kitabın sonuna kadar maviden nefret ediyor bu yüzden, hatta mitoloji ve teolojiden örnekler veriyor kendini haklı çıkarmak için. Başka bir yerde (kendisine para yerine düğme verilen bir dilenciyle ilgili olarak) düğme sembolü öne çıkartılmış.

Körleşme, Ulysses kadar zor bir kitap değil elbette, çoğunlukla insan bilinçlerinde dolaşsa da. Ama bende olduğu gibi uzun bir duraklama dönemine girebiliyorsunuz kitabı okurken. Yine de kitabı bitirdiğinizde bir tatmin olma duygusu, ya da bir nevi tamamlanma hissi oluşuyor insanın içinde. Uzun bir kitap bitirdiğiniz için değil, Körleşme'yi bitirdiğiniz için oluyor bu duygu. Böyle kitaplarla edebiyatın tadına varıyor gerçekten insan. Okunması gereken kitaplardan. Zaten Oğuz Atay'a da güvenemeyeceksek kime güveneceğiz bu hayatta değil mi?
Oysaki ne kadar normal başlamıştı her şey. Hayatında kitaplarından başka hiçbir şeye değer vermeyen, dünyanın gerçekliğinden kopuk bir şekilde yaşayan profesör Kien’in yaşamını okurken, kitaplarına göz kulak olması, onlarla ilgilenmesi için tuttuğu hizmetçi Therese’yle evlenmesiyle roman kafkavari bir atmosfere büründü ve her şey altüst oldu.

Öyle bir kitap ki, kazıdıkça altında başka fikirler buluyorsunuz. Nereden başlayacağımı bilemiyorum. Kitabın adından başlayabilirim mesela: körleşme. Profesör Kien’in en büyük korkusu kör olmak. Körleşmek, kitaplarından kopması, hayatının bütün anlamını yitirmesi demek. Ama hayatta en korktuğu şey olan körlük aynı zamanda profesörün bilinçli seçimi. Bütün anlamlarıyla ama. Körleşmek aynı zamanda sorunları da görmemek demek. Bu bir kaçış yöntemi profesör için. Hem fiziksel hem duygusal anlamda. Evin içinde gözleri kapalı gezmeye başlıyor, işlerini gözleri kapalı hallediyor, kitaplarını gözleri kapalı buluyor. Karısının açgözlülüğüne, eve doldurduğu eşyalara, hayatının dibe vuruşuna, her şeye gözlerini yumuyor. Kitap suratıma bir tokat patlatıyor ve dünyaya dönüyorum. Hepimiz bir parça Kien değil miyiz? Hem bireyler olarak hem de toplum olarak. Dünyadaki ve ülkedeki bütün adaletsizliklere, sömürüye, açlığa, savaşlara, tecavüzlere karşı kör olduk, sindirildik. Emeğimiz sömürülüyor, paramız çalınıyor, çocuklarımız öldürülüyor ama bu gidişatı değiştirmeye gücümüz yetmiyor. Ya gözlerimiz ve kulaklarımızı kapatıp kendi sanal gerçekliğimizde yaşıyoruz, ya korkudan sinmiş bir şekilde sıranın kendimize gelmesini bekliyoruz, ya da artık hiçbir şeyi umursamamayı seçip, yaşadığımız yerden uzaklaşınca sorunlardan kurtulacağımızı ve mutlu olabileceğimizi umuyoruz. Kafamız kumda, kıçımız açıkta... Sonra kızılderililer geliyor aklıma. Little Bighorn zaferi ardından, ABD ordusunun yenilgiye uğrattığı Siyu kabilesi önce Kanada’ya göçer ama iklim şartlarına dayanamayarak geri döner. Yenilgiyi kabullenmekten başka çare yoktur. Hükümetin gösterdiği rezervasyonlarda yaşamaya başlayan Siyu kabilesi “hayalet dansı” adını verdikleri bir dansı yapmaya başlarlar. Amaçları ölüleriyle iletişime geçip beyaz adamları topraklarından atabileceklerini düşünmeleridir. Bu bir nevi çaresizliğin dışa vurumudur. Körleşmeyi bu hayalet dansına benzetiyorum ben.

Kitap çok sert bir tokat vurdu demiştim. Öyle bir tokat ki toplumun bütün kesimleri bu öfkeden nasibini alıyor. Dahi profesörden tutun, cahil ev kadınına, sokaktaki dilenciden, mağazadaki satıcıya, apartmanın kapıcısına kadar herkes… İnsanın sonsuz hırsını, açgözlülüğünü ve cehaletini anlatıyor bu roman. Oturan Boğa’nın sözleriyle “Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş... Bu millet, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor.”

Faşizmin sembolize edildiği profesörün karısı Therese’nin kolalanmış mavi eteği, Kaptan Ahab’ın peşine düştüğü, dünyanın bütün kötülüklerininin temsili olan balinanın beyazlığı adeta. Muhteşem bir sembolizm, maviden nefret ettiriyor.

Yazar bilinç akışı tekniğini bolca kullanmış. Okuması gerçekten zor ama bitirdiğinizde hissettirdiklerinin tarifi daha da zor. Mutluluk değil ama bahsettiğim, güçlü bir sarsıntı daha çok. Umutsuz, karanlık bir kitap bu.

Kitabın son bölümünde Profesör Kien’in başından geçenleri mitolojik hikayelerle anlattığı ve kardeşinin psikolojik çözümlemeler yaptığı kısım en beğendiğim bölümlerdendi. Daha söyleyecek çok şey var ama burada sonlandırıyorum. Mutlaka okunmalı bu kitap.

Son olarak, kitabı bana hediye eden Hakan hocama buradan tekrar teşekkürlerimi iletiyorum. :)
Canetti 1905’te Osmanlı İmparatorluğunun özerk bölgesi olan Bulgar Krallığına bağlı Rusçuk’ta doğmuştur.Daha sonra Almanya,İngiltere,Avusturya,İsviçre’de yaşayan ırksız ve yurtsuz bir göçebedir deyim yerindeyse.Yahudi olduğundan dolayı Nazi zülmünden payını fazlasıyla almıştır.Bu süreç yüzünden farklı coğrafyalara gidiş geliş sayesinde çok dilli bir aydın oluşuna zemin hazırlamıştır.

Yazar kitabımız “Körleşme”yi Balzac’ın “İnsanlık Komedyası”nı kendine örnek alıp 8 romanlık bir dizi şeklinde planlamış lakin maalesef ilk eser olan “Körleşme”den sonrasını getirememiştir.Yazar 26 yaşındayken yazmış lakin 2.Dünya Savaşı öncesi ve esnasındaki gergin havadan dolayı engellerle ve ilgisizlikle karşılaşmıştır eseri.2. Dünya Savaşının bitimi ve Canetti’nin uzun yıllar üzerinde çalıştığı antropolojik sosyolojik eseri “İktidar ve Kitle” eseriyle ismini duyurmuş.Bunun sayesinde de “Körleşme” kitabımız gereken dikkat ve ilgiyi üzerinde toplayabilmiştir.

“Körleşme” kitabını farklı açılardan incelemek mümkündür.Çünkü kitabımız yazım biçimi olarak farklı mizaçtaki insanların eylemlerinin sebeplerini kendi ağızlarından şahit oluyoruz.Örneğin kitle ve birey çatışması, aydın ve cahil halk çatışması,faşizm ve aydın çatışması….eksenlerinde incelemek mümkündür.
Yazarın tek roman olan eseri “Körleşme” ilk başta okuyucu tarafından neden 3 bölümden oluştuğu anlaşılamasada aslında 3 bölüm olmasının bir sebebi vardır.Burada yazar Hegel’in Diyalektik Yönteminden faydalanmıştır.Yani ilk bölüm “Dünyasız Bir Kafa” tez,ikinci bölüm “Kafasız Bir Dünya” antitez ve son bölüm “ Kafadaki Dünya”da sentezdir.Zaten olay örgüsüne bakılacak olunursa kitabın Hegel’in Diyalektik Yöntemini çok açık şekilde sergilediği görülecektir. ( Laf aramızdan çıkamıyor Şemsettin misali bunu çok az okuyucu maalesef farkedebiliyor.)Bölümlere biraz ayrıntılı bakacak olursak tez olan ilk bölüm olan “Dünyasız Bir Kafa” da Descartes’in düalizminin, antitez olan ikinci bölüm olan “Kafasız Bir Dünya” da Kant’ın metafizik idealizminin ve son bölüm olan “Kafadaki Dünya” da ise Berkeley’in dogmatik idealizminin eleştirilerine rastlayabilirsiniz.Canetti’nin kitabının ilk adı “ Kant Fangt Feuer” yani “Kant Ateşi Yakalıyor” olduğuna dikkat edilirse eserin başkahramanı Prof. Kien’in Kant olarak kaleme aldığınıda varsayabiliriz.

Bölümlere ayrı ayrı bakacak olursak ilk bölüm de Prof. Kien’in fildişi kulelerden birine sığınan bir aydın profili karşımıza çıkıyor.Prof. Kien 25 bin kitabıyla yaşayan kendini bilime ve aydınlamaya adamış bir sinoloji profesörüdür.(“Aydın nedir?” sorusu için Lukacs,Gramsci ,Edward Said… okumaları ayrıca yapılabilinir.)Prof. Kien’in en büyük korkuları kitaplarının yanması, yanlış insanların eline geçmesi ve kendisinin körlük yaşayıp bir daha kitaplarla ilişki kuramamasıdır.Ayrıca burada dikkat edilmesi gereken körlük bir bireyin değil bir aydının yaşadığı körlük noktasında değerlendirilmeli.Unutmadan şunu da ilave etmem gerekirse kitabın yazıldığı dönem gözönüne alınırsa 1933 yılında “Alman ruhuna aykırı” olduğu düşünülen 25 bin dolayında kitap Nazi gençleri tarafından yakılmıştır.Tabii gereksiz diye nitelendirilen günlük işleri ifade eden kitaplar ve romanlar bunun dışında tutulmuştur. Yazar yer yer İskenderiye Kütüphanesine de atıfta bulunur.Aslında buradaki ironi Aydınlanma Çağıyla beraber mistik değerler yerine geçen dogmatikleşen bilim eleştirisidir.Buradaki bir diğer eleştiri ise bilme eylemiyle beraber insanın yalnızlaşma süreci ve gerçekleşen Narsizme yol açmasına atıfta bulunuluyor.Kitabımızdaki bir diğer karakter ise önceleri Prof.Kien’in hizmetçisi sonra da eşi noktasına gelen Therese’dır.Therese’i yazar faşizm,cahil halk,iktidar hırsı…şekillerinde tasvir ediyor kitap boyunca.Ayıca burada değinilmesi gereken bir diğer karakter de kapıcı olan Pfaff’tır.Pfaff ise burada iki taraf arasında sürekli gidip gelen halk,devletin aygıtları veya gücü…diye düşünebiliriz.Prof.Kien ve Therese arasında geçen çatışmada sizin tahmin ettiğiniz gibi cahile muhatap olmayacak bir aydın olan Prof. önceleri kitaplara sonraları ise sessizlikle beraber bir heykel olmaya karar verir lakin yetersiz kalır ve kapı dışarı edilir.

İkinci bölüm de ise kendi evinden sürülen lakin evden çok kitaplarını kaybetmesine üzülen bir aydının normalde muhatap olmayacağı insanlarla olan ilişkileri kaleme alınmış.Kişiler arasında bir hırsız,bir cüce,bir hayat kadını…gibi farklı profillerde insanlarla karşılaşırız.Kibirli aydının fildişi kulesinden çıkıp yaşama karıştığında en cahil insanların bile elinde oyuncak olacak kadar çaresizliğine tanık oluyoruz.Unutmayalım ki Prof. Kien için tamamen bilime odaklanmış güncel bilgiden yoksun bir aydın profil çizilmiştir.Prof. güncel yaşam konusunda yeni doğmuş bir bebekten farksızdır.Kien yeni doğan bir bebek misali korunmaya ihtiyaç duyar lakin bölüme ismini veren “Kafasız Bir Dünya” ile karşı karşıyadır .Kafasını kaybeden bir aydının kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır.”Kafasız Bir Dünya” kötülükle yoğrulmuş insanlar birbirlerine kötülük yapmak için bir yarış içerisindedir.Başlangıçta ifade ettiğim gibi Canetti tez olan ilk bölüme karşı ikinci bölüm yani antitezi sunmuştur bu bölümde lakin iki bölümde başlı başına bir çözümden uzaktır.Bunun için iki bölümün harmanlanması gerekir yani son bölüm olan sentez bölümü gereklidir.

Son bölüm de karşımıza iki dünyada da hüküm süren Prof. Kien’in kardeşi çıkar.Kardeşi bir ruh doktoru olarak bilimin temsilcisi olmanın yanında sosyal hayatta da başarılı bir şahsiyet profili çizer.Bölümün isminden de anlaşılacağı üzere buradaki ideal durumdur daha doğrusu olması gereken noktadır.Bölümde doğa-kültür,birey-kitle …noktalarında çözümlemeler yapılmaya çalışılmış.Önceki incelemelerimde de çok fazla değindiğim kültürlenme sürecinin bireye bir pranga işlevi görmesidir.Hatta her bireyin aslında büyük hapishanelerde tutsak olduğunu varsayarsak aşırıya kaçmış olmayız.

Kitapta birbirinden farklı mizaçlarda insanlar geçmektedir.Yazar kitabın her satırında olduğu gibi burda da bir raslantıyla seçilmiş karakterler değildir.Bu karakterlerle Georg Simmel’ın Toplumsal Etkileşim Formlarına ve Toplumsal Tiplere atıfta bulunmaktadır.Canetti bu kitabında “İnsanoğlunun hayatta kalma içgüdüsünün en aşağılık tezahürü, karşısındakini öldürmektir.”der.Peki başka çözüm yok mu diye sorarsak kendimize aslında çözümü çok basittir.Önce cevaplardan çok sorulara sığınmaktır.Sık sık tartışmalara şahit olmuşsunuzdur.Tartışmalar bir boks ringini anımsatır bana kimse soru sormaz sürekli cevaplar sıralanır.Oysaki Sokrates’in “…… nedir?” sorusu sorulsa başlangıçta iki tarafında savunduğu kavramların aynı olmadığı görülecektir.Tartışma için de bir sebep kalmaz ortada.Bir diğer çözüm ise eleştirmek yermek değil değerlendirmektir.Üzülerek söylüyorum ki biz hala eleştiriyi yermekle bir tutuyoruz oysaki eleştiri olumlu da olabilir.Son olarak bakış açılarımız sabit olmamalı hayata farklı pencerelerden bakmak bize farklı manzaralar izleme fırsatı yaratır.

Epey uzun oldu lakin “Körleşme” den önce “Kitle ve İktidar” kitabını okursanız “Körleşme”deki saklı hazineleri bulmanız daha kolaylaşacağı inancındayım.Kitapla Kalın.
#spoiler#
Bu yıl okuduğum en zorlayıcı kitapti diyebilirim "körleşme"için ..kaç kelimeleden oluştuğunu merak ettiğim nadir kitaplardan bir tanesi :) okuyorsun okuyorsun bitmiyor ,çok bereketli bir kitap zaten Canetti yi elime gecirsem yakasından tutup bir silkelemek isterim ..ne biçim adam
..Ne acaip yazar
Rica ederim ,boylede yazılmaz ki ..
Konu sizi alıp götürecek bir konu mu tartışılır ama kelimelerin gücü asla tartışılamaz bir kitap
"körleşme "
bir tsunami dalgasi gibi üstünüze geliyor dağ gibi ezip geçiyor ...
Kitabı bitirdim..
boks maçı kazanmış kadar mutlu bir o kadar hırpalanmış, sağ gözümde çok ciddi bir ağrı ve kafama tavayla vurulmuş kadar uğultu var ..işin enterasan tarafı 5 gun sonra yeniden okumaya başlasam bambaşka bir kitap gibi karşımda dikilip pis pis sırıtacağını biliyorum ..seni kelimelerimle evirir çevirir tekrar tekrar döverim der :) Kien i kitap tutkusu yüzünden çok sevmeme rağmen son bölümlerdeki "kadinlar"hakkındaki sözleri ile kapı dışarı bırakmış bulunuyorum ..zaten böyle adamlara.böyle davranmak lazım canım. .

Kambur cüce...en sınirimi bozan karakterdi bence.....ya kapıcı, ya gıcık mobilya saticisi yakışıklı "puda"
mavi etekli cadı yı da mümkünse beyninden silmek taraftarıyım. .istemiyorum canım kafamın içinde gezinip durmalarını. ...

Şimdi son söz olarak
"Korlesmeyi" sitemizde okuyan 88 numaralı kurban olarak ..
bitirmiş ,kapagini kapatmis ,kütuphanemdeki yerine kaldirmis (bir sonraki okumama kadar ) yemiş ,yutmuş olmanın haklı gururunu yaşarken şöyle diyorum ..bu kitabı ya seversiniz ..ya nefret edersiniz ..sanırım ortası yok

Aklınızla kalın :) iyi okumalar :)
Kitabın ismi “Körleşme” bana göre “Tükenişin Hikayesi” daha iyi olurdu. Alman edebiyatının başyapıtlarından birisi olarak gösterilen kitabı Elias Canetti 26 yaşındayken yazmış. Gerçekten inanılması güç bir durum.

Kitap toplantısında oy çokluğuyla okunmasına karar verdiğimiz kitabı okumasıda yorumlaması da zor. Sel yayınlarından Ahmet Cemal çevirisinden okudum. İlk bölümde çevirmenin önsözü ayrıca okunmaya değer özellikle Oğuz Atay’ın kitabın türkçeleştirilmesindeki etkisi şaşırtıcı.

Öyküde anlatılan kahraman daha döğrusu anti-kahraman Profesör Kien kırk yaşında, dünyanın en iyi sinoloğu gösteriliyor, tek başına dairesinde yirmibeş bin kitabıyla birlikte yaşayan, yaşamdan ve kişilerden kopuk kendini kitaplarına ve bilime vermiş bir kitap tutkunudur.Kien insanlara tepeden bakan, diyalogları gereksiz ve saçma gören, kendi kafasındaki dünyada yaşamaya çalışan birisi. Bu durum da aslında Kien’i çok savunmasız bırakıyor ve kitaptaki diğer karakterler kişinin bu savunmasızlığından yararlanmaya çalışıyor. Anlatıdaki olaylar ve kişiler bazen okuyucuyu o kadar çok zorluyor ki bazen “yok artık” veya “artık yeter” diyebiliyorsuz ama gene de kitabı bırakamıyorsunuz.

Kitap üç bölümden oluşuyor “Dünyasız Bir Kafa”, “Kafasız Bir Dünya” ve “Kafadaki Dünya”. Üç bölümde de karşımıza çıkan karakterler kendi basıt doğrularıyla yaşayan, erdemsiz ve çıkarcı kişiler. Sadece son bölümde ortaya çıkan bir karakter normal sayılabilir onun kim olduğunu da okuyucuya bırakalım.

Bence yazar bu karakterle çağındaki aydınlara daha doğrusu aydın geçinenlere ve etfındakilere gönderme yapıyor. Günümüzde kitapta anlatılanın aksine erdemli ve gururlu kişiler var, tümüyle umutsuzluğa kapılmamak gerekli.Bir zamanlar Çetin Altan’ın sürekli dediği gibi “Enseyi karartmayalım”.

Bu tür bir kitaba güzel veya kötü denilemez ama kesinlikle okunmalı denilebilir. Okunmalı, düşünülmeli ve tartışılmalı!
Bazı yazarlar vardır, sizi altüst ederler. Nadir bulunurlar ve eserlerini okursanız kendinizi talihli sayabilirsiniz.Benim gözümde Elias Canetti de bu yazarlar arasına girmiştir.

Sitede çok güzel incelemeler yapılmış Körleşme hakkında. Tekrara düşmek istemem; ama beni etkileyen kısımları da belirtmem gerektiğini düşünüyorum:
Öncelikle kitabın kahramanı Dr. Kien ile yaşadığı şehir Wien ( Viyana ) arasındaki benzerlik, yazarın, yaklaşan İkinci Dünya Savaşı'na körleşmiş bir halkı anlatmak için metofor olarak kullandığını düşündürdü. Viyana, Avrupa' nın kalbi, artık ortadan kalksa bile Avusturya- Macaristan İmparatorluğu'nun çok kültürlü yapısına haiz bir şehir. Her ırktan, din ve milliyetten insanı, özellikle de sanatçıları barındırmış; tıpkı Dr. Kien' in kütüphanesindeki binlerce kitap ve yazarı barındırdığı gibi. Bu durum ve daha sonra şehirde/ kıtada/ dünyada yaşanacaklar kitabın bölüm başlıklarına da sinmiş sanki :1. Dünyasız Bir Kafa 2. Kafasız Bir Dünya 3. Kafadaki Dünya

Şehirde aynı dili kullanan insanların birbirini bir türlü anlayamaması, iletişim kuramaması, Dr. Kien' in "taşlaşma" gibi en uç noktalara kadar varan savuşturma yöntemlerini kullanması, faşizmin kaba kuvvetinin ve adiliğinin diğer karakterlerde vücut bulmuş halleri, kültürlü insanlara karşı polisin/yöneticilerin/ halkın korkusu ve kendilerini ezik hissetmeleri yine en çarpıcı kısımlardı.

Bir kez değil, defalarca okunacak bir kitap Körleşme, bir uyarı ve uyanış manifestosu...
Elias Canetti ile ilk tanışmam. Benim açımdan kitabı bitirmek, kitabın durağanlığı ve ağırlığı dolayısıyla çok kolay olmadı. Ancak Körleşme, derinine inildiğinde insanların yürümesi gereken bir çizgiyi, en doğru çizgiyi bulamamış olmasından yahut zannımca hiç bulamayacak olmasından, bunun sonucunda inanılan yolda, sadece o yolda yürümenin bireyin zaman zaman toplumdan, zaman zamansa kendi özünden kopmasına yani 'körleşmesine' yol açmasından bahsediyor. Üzerinde düşünülünce aşırılıkların, ki bu aşırılıklar açgözlülük, toplumdan kopuş, riyakarlık ya da her ne olursa olsun bireyi oldukça olumsuz etkilediği anlaşılıyor. Kitabı okurken 'yok artık bu kadar da körleşilmez' diyorsunuz. Okumayı bırakmayı bile bir an olsun düşünmedim değil, inadımdan bitirdim. İyi ki de bitirmişim. Bana kattıklarını bitirmeden anlayamazdım çünkü.
Körleşme romanı her ne kadar bir Sinolog olan Profesör Kien'in; kendi dünyasında, aydın, bilim adamı, toplum gerçekliğinden kopuk karakteri ile kitaplarıyla kurduğu dünyada var olmaya çalışan, egosu yüksek, insanlar yerine kitapları ile iletişim halinde olan ve gerçeklikle yüzleşme evresinde karşılaştığı karakterlerin kendi ağızlarından kendilerini anlatmaları ile bambaşka boyutlara ulaşan bir başyapıt...


Eser üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde bilim adamı kimliği ile Profesör Kien'in tüm zamanı ayırdığı ve gözünde bu dünyadaki en değerli varlıkları olan kitaplarına verdiği değeri, hayat akışı ve dış dünya ile iletişimsizliğinin anlatıldığı, sembolizmin bu bölümde verilmeye başlaması ile ilerliyor. Profesör Kien'in bilim adamlığı dışında hayatın akışındaki gerçeklikten yoksun bir hayat sürmekte. Onun en büyük korkusu kitaplarının başına bir şey gelmesidir. Sürekli yazmaktan ve araştırma yaptığından dolayı yanında çalışan hizmetçisi Therese’nin varlığını keşfedip, onun kitaplara değer verdiğini düşünerek evlenmesi ve Therese'nin açgözlülüğü sembolize etmesinin yıkıcılığı ile karşı karşıya gelerek, toplum hayatından kopuk oluşunun körleşmesinin ilk izlenimlerini deneyimlemeye başlar. Bu deneyimler eserin ikinci bölümünde yıkıcı boyutlara ulaşır...

İkinci bölümde kitaplarından koparılan Kien yeni keşfettiği dünyada kabul görmemekle beraber hırsız bir cüce olan kambur Fischerle, emekli polis Benedikt Pfaff'ın şiddet yanlısı, otoriter kişiliğiyle, karısına uyguladığı şiddeti ve kızı ile olan ensest ilişkisini, kör dilenci olan Johann Schwer ile tanışmasını okurken yazarın Kafka'ya yakın yazım dili beni biraz zorladı. Bir ara hadi Profesör Kien dediğim bölümler oldu. Mavi kolalı eteğin açgözlü kadını, ütülü pantolonun üniformayı, doyumsuzluğu, maddi hırsları, dış görünüşün toplumda kazandırdığı kokuşmuş saygınlığı, toplumsal yozlaşmayı bu bölümde okuyup, Kien'in kendini gerçekliğe kapatıp, o çok korktuğu körleşmeyi yaşamaya başladığı bölümdü...

Üçüncü bölüm ise en çok beğendiğim bölümdü. Sebebi ise Profesör Kien'in kardeşi Georges ile yaptığı ve psikolojik çözümlemelerin yer aldığı ve tüm kitap süresince okuduğum ve "neden" dediğim tüm soru işaretlerinin anlatıldığı bölüm olarak oldukça doyurucu olmuş. Profesör Kien'in ruh ve bilinçaltında tuttuğu çözülmemiş düşüncelerini mitolojik öykülerle anlatmasına karşın, kardeşi Georges'in onun anlattıkları arasında yakaladığı sembollerin, temsil ettiği karşıt düşüncelerin Kien'e anlatışı kitabın bütününün baş yapıt olmasına sebep olmuş...


Körleşme insanın yaşadığı toplumdaki olaylara kör bakışının romanı...
Cehaletin ve hırsın aydın bir insan karşısında bile, boş teneke misali nasıl ses çıkardığının; böyle bir durumda ikna yoluna gitmektense hiç tepki vermeden körleşmeyi seçmenin romanı...

Her okurun bir kaç kez okuyup, her okuduğunda farklı bir bakış açısı ile bitireceği farklı dünyaların romanı...
Okunmasını kesinlikle tavsiye ederim...
Gerçekliğin uzağında, yaşamı daha çok kafasının içinde, kitaplardan başka hiçbir şeyi hayatına almayan profesörün, zamanla değişen tutumları doğrultusunda konu ilerliyor. Tabi değişimden kaynaklı profesörün hayatına birçok kişi giriyor. Yazarın dikkat çeken noktası diğer karakterlerinde ana karakter gibi büyük öneme sahip olması ve her karakterin gözünden olaylara bakıyorsunuz ve yorumluyorsunuz. Böylelikle diğer karakterleri kolaylıkla anlayabiliyorsunuz. Her karakter kendisine has bolca soyutlamalarla dolu. O soyutlamalar, parçalanmış dünyada sirayet eden değişik tipler, durağan anlatımındaki kaosluk... yazarın bunu yapması, çok ayrı bir zeka !
Hele ki kitabın son 100 sayfası tekrar tekrar okunup altı çizilmelik paragraf gruplarından oluşuyor.

Bir çırpıda okunacak kitaplardan kesinlikle değil, yavaş ilerleyen her cümlesi beyin fırtınası yapmanızı gerektirten, özellikle okuyucu kesimin belli olgunluk düzeyinde olması gerektirdiği inancındayım.

Şunu da mutlaka belirtmeliyim. Bu kitabın çevirmeni Ahmet Cemal, Oğuz Atay'la tanışması sayesinde kitabı bize erken kazandırmış. Tabi bu tanışma ani ve Oğuz Atay'ın bu kitabın ingilizce çevirisinden okuduğu hayranlık nezdinde çevirmeni rakı masasına çağırıp kendine has konuşma tarzıyla ikna çabalarına girişmiş. Bu bile kitabın okunması için en önemli sebep ! Ayrıca, önsözde, çevirmenin Oğuz Atay'la vakit geçirdiği küçük bir kesite tanık olmak sizin tebessüm etmenizi vesile.

Mutlaka okunması gereken kitaplardan !
Burada ne yapıyorsun çocuğum ?
— Hiç.
— Öyleyse burada neden duruyorsun?
— Hiç öyle duruyorum.
— Okuma yazma biliyor musun?
— Elbette.
— Kaç yaşındasın bakayım?
— Dokuzumu geçtim.
— Çikolata mı, yoksa bir kitap mı, hangisini istersin?
— Kitap.
"Kişi, öteki insanlardan uzaklaştığı ölçüde hakikate yaklaşır. Günlük yaşam, yalanlardan kurulu yüzeysel bir düzendir."
"Yoksulluk, insanı insanlığından etmez. Ben şahsen kendini beğenmişlerden nefret ederdim."
Elias Canetti
Sayfa 105 - *Sel
On beş yaşındayken iradem öğrenmeye yönelikti. Otuzuma geldiğimde, yolumu saptamıştım. Kırkımda artık kuşku diye bir şey kalmamıştı içimde, kulaklarım ise ancak altmışımda açıldı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Körleşme
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
565
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707044
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Die Blendung
Çeviri:
Ahmet Cemal
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Körleşme
Körleşme
Dünya edebiyatının başyapıtlarından biri olduğu tartışmasız kabul edilen Körleşme, Almanya'da edebiyatın, politikanın kirli gölgeleri altında yitip gitmeye yüz tuttuğu bir dönemde yazılmıştır. Ancak, Elias Canetti kurguladığı zaman ve mekân, kullandığı dil ve üslup, karakterlerindeki soyutlamanın isabetliliği ve bunları aktarmadaki başarısı sayesinde sınırları aşmış, evrenselliğin en üst boyutlarına ulaşmıştır.

Çoktandır kendi fildişi kulesine çekilmiş bir aydının trajedisinde cisimleşen Körleşme, insanoğlunun kendi eliyle kurduğu, sonra da kendisine yabancılaşmış, düşman kesilmiş bulduğu dış çevreyi, son derece özgün bir biçimde ve en uçta sayılabilecek araçlarla tasvir etmeyi başarıyor.

İnsanın gerçeklik karşısında ne ölçüde körleşebileceğini, her dönemde ve her toplumda rastlanabilen "aymaz" aydın karakterinde ustalıkla yansıtan Canetti, düşünce ile gerçeklik arasındaki kopuşun hikâyesini anlatırken yarattığı dehşet atmosferiyle okuru derinden sarsıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 336 okur

  • Arzu Saçlı
  • Gizem
  • Uygar
  • Harun Güven
  • Ahmet Aydın
  • Gözde Benli
  • Ayşe Hasan
  • Odintsova
  • Taha Mutlu
  • ZF

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%14.6
25-34 Yaş
%37.8
35-44 Yaş
%28
45-54 Yaş
%7.9
55-64 Yaş
%2.4
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.8
Erkek
%51.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.2 (51)
9
%30.2 (45)
8
%19.5 (29)
7
%10.1 (15)
6
%4 (6)
5
%0
4
%1.3 (2)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları