Marakeş'te Sesler

7,9/10  (13 Oy) · 
34 okunma  · 
10 beğeni  · 
1.033 gösterim
Develer, eşekler, dilenciler, çarşılar, türbeler, keşmekeş dolu gündelik hayat…Başka bir coğrafyanın, kendine has ritmiyle devinen kadim Marakeş'ini anlamaya çalışan, Batılı deneyimlerle mukayese eden, sözlü bir kültürün derinliklerini kavrama çabasındaki meraklı, eleştirel bir zihin. Elias Canetti, Müslüman Arap bir şehirde yaşadıklarını edebi ustalığının hakkını veren bir renklilikle ve canlılıkla aktarırken okuru da sokak sokak, meydan meydan peşinden sürüklüyor. Yadırgama ile kozmopolitliğin kabullenici tavrının iç içe geçtiği bu anlatıda, modern insanın kadim değişmezlik karşısındaki çelişkilerinin ve hayretle karışık hayranlığının izini sürmek mümkün.

Ödüller: 

1981 Nobel Edebiyat Ödülü
1972 Georg-Büchner Ödülü
1975 Nelly-Sachs Ödülü
1977 Gottfried Keller Ödülü 
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2015
  • Sayfa Sayısı:
    116
  • ISBN:
    9789754062137
  • Çeviri:
    Kamuran Şipal
  • Yayınevi:
    Sel Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Murat Sezgin 
19 Tem 00:46 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Her tarafta sesler! Geceyi bölen sesler, her geçen dakika iyice karanlığa bürünen sessizliği daha da derinleştiren sesler, uyumama engel sesler var etrafta. Odamın her tarafını zihnim gibi işgal ediyorlar. Açık pencereden içeriye girmeye çalışan rüzgar her defasında perdeye takılıyor. Aralarındaki bu sürtüşmenin sesine, olaya seyirci olan ateşböceklerinin sesleri eşlik ediyor. Uyumam için kurtulmam gerek bu seslerden! Belki Marakeş’te Sesler’e gidebilirim. Evet, karar verdim gidebilirim. Ama önce somut bir benzeşiklik bulmam gerek. Tamamdır, onu da buldum. Marakeş’i Bi Dünya Yaşam belgeselinin Fas’ı anlatan bölümünde duyduğumu anımsıyorum. Evet, evet hem de gayet iyi anımsıyorum. Belgeselin beni en çok etkileyen kısmı kaliteli olup olmaması ya da Fas’ı anlatması değildi. Belgeseli seslendiren kişide öyle bir ses vardı ki!(Yine bir ses!) Şuan gözlerimi kapatıp kulaklarımı onun sesiyle dolduruyorum, onun sesiyle düşünüyorum Marakeş’te Sesler’i. Yazarın şehirdeki sesleri bulmadaki yeteneğine hayran kalmamak elimde değildi. Boş deve pazarından yükselen sesler, renkli Marakeş çarşılarının tabelasız dükkanlarından havaya karışan sesler, karış karış gezilip duraksanılan yerlerde insanın içinden çıkarılıp okura sunulan sesler, hepsi birleşerek kitabın adını tamamlıyordu sanki. Soluma dönüyorum. Tavana dönersem tüm kitabı anlatmaktan çekiniyorum. Çünkü tavanda insanı içine çekip kendini doldurmasını isteyen sonsuz bir boşluğun olduğunu düşünmemek elimde değil gibi. Pencereden duvara yansıyan hareketli görüntüler var. Rüzgâr varlığını her şeyin üstünde kanıtlamak istiyor bu gece sanırım. Perdenin cansız iradesine karşı gelemediğinden olsa gerek bu sefer de ağaçlara esiyor. Ağaçların yaprakları duvarda bu esmeyle birlikte dans ediyor ve etmek zorundalar. Yaprakların rüzgâra karşı gelemeyen hâlleri bana yine bir şeyi anımsattı: Marakeşli kör dilencileri. Onlar da tıpkı rüzgara ayak uydurmak zorunda olan yapraklar gibi kader rüzgârına razı olmak zorundalar. Ellerine bırakılan her sadaka da insanların acıma duygusundan, sadaka işini günlük hayatın standart bir gerekliliği haline getiren insanlardan birer parça var. Sadakanın büyüklüğünü ağzında bir o yana bir bu yana çevirerek hesaplayan adamın ismini unutmamın anlık üzüntüsünü yaşıyorum. Kalkıp bakmak sanki şimdiye kadar düşündüğüm şeyleri baştan düşünmeme sebep olacak gibi. Vazgeçiyorum hemen bundan. Saati merak ediyorum. Ama odada duvar saati yok. Sabah bir tane takmak için heveslendim bir anda. Ama bundan da hemen vazgeçiyorum. Etrafta bu kadar ses varken saatin tik taklarının bunlara bir yenisini ekleyeceğini kuşkusuz aklımda tutmam gerekirdi. Telefona mecburum merakımı gidermek için. Telefona dokunduğum anda içime bir bıkkınlık duygusu yayılıyor. Bizi öyle şeylere alıştırdılar ki telefonlara olan alışkanlığımızın artık alışkanlık boyutunu aşıp bağımlılığa ulaştığını göremiyoruz. Ama ben artık bıktığımı hissediyorum. Offf! Sanırım konudan çok uzaklaştım. Marakeş’te Sesler’e tekrar dönüyorum hemen. 116 sayfalık, akıcı diliyle Marakeş şehrinin tüm seslerini mekân mekân dolaşıp okuruna aktaran, pek de abartılacak bir yanı olmayan, yazarın Körleşme’sinin ismini duyduğumda yaşadığım karanlığı biraz olsun hafifletmek için okuduğum deneme ve gezi öğelerini barındıran bir kitabı bitirdiğimi duvarda gölgeleri dans eden yapraklara sesleniyorum. Peki, gerçekten gözlerimi zar zor açık tutarken bana bunları Marakeş’te Sesler mi düşündürüyor? Tabii ki hayır! Burada Cioran’ın: “Gündüz, düşüncelere düşmandır; güneş karartır onları; ancak gecenin ortasında açılırlar” sözü doğru gibi geliyor bana. Ama artık şuan yaptığım şeyi, bu bir düşünce eylemidir, diyerek nitelemek istemiyorum. Bu, içimde ve dışımda olan seslerin bende yarattığı esriklikten başka bir şey olamaz. Hemen bunları aklımda kurduktan sonra bile başka şeylerle esrikleşmek geliyor içimden. İnsanlar birbirlerini neden terk ederler, sorusuna gidiyorum anında. Kendimizden başka kime sahibiz de (ki bazen ona bile sahip olamıyoruz) buna terk etme demeye nasıl hak buluyoruz? Kendi düşüncelerimizden, bu düşüncelerin bize etki etmesinden başka neye sahibiz? İşte bu yüzden insanların yerine kestirmeden uykuya dalmamıza engel olan şu sesler bizi terk etse ya! Evet, evet, farkındayım. Hem de çok. Yine asıl anlatmak istediğim konudan çok uzaklaştım. Dönüyorum Marakeee…

Elias Canetti, Kafka'dan sonra beni en çok etkileyen yazar olma yolunda ilerliyor. Bu kitaba gelecek olursak; kitap 3 kısımdan olusuyor. Birinci kısımda Marakeş'te yaşadıkları anlatılıyor. Son derece akıllı cümleler yer alıyor bu anlatımlarda. Fakat kitabın asıl kısmı 2. kisim. Burada Canetti' nin aforizmaları yer alıyor ki bu aforizmalar zihninizdeki en ücra noktalara dokunuyor, sizi ele geçiriyor. Kesinlikle bitmesini istemeyeceksiniz. 3. kısımda çocukluğundaki bazı anılar yer alıyor. Canetti ülkemizde pek bilinmeyen bir yazar. En kısa zamanda hak ettiği değeri bulması ümidiyle...

DESTİNA ÖYKÜ 
29 Mar 21:40 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Elias CANETTI - Marakeş'te Sesler

Develer, eşekler, dilenciler, çarşılar, türbeler, keşmekeş dolu gündelik hayat…Başka bir coğrafyanın, kendine has ritmiyle devinen kadim Marakeş'ini anlamaya çalışan, Batılı deneyimlerle mukayese eden, sözlü bir kültürün derinliklerini kavrama çabasındaki meraklı, eleştirel bir zihin. Elias Canetti, Müslüman Arap bir şehirde yaşadıklarını edebi ustalığının hakkını veren bir renklilikle ve canlılıkla aktarırken okuru da sokak sokak, meydan meydan peşinden sürüklüyor. Yadırgama ile kozmopolitliğin kabullenici tavrının iç içe geçtiği bu anlatıda, modern insanın kadim değişmezlik karşısındaki çelişkilerinin ve hayretle karışık hayranlığının izini sürmek mümkün. (Tanıtım Bülteninden)

Bence tam bir gözlem romanı. Okurken Fas’ta hissettim kendimi.. Bütün anlatılanları sanki gözlerimle gördüm ve anbean şahit oldum..

Canetti'nin yapmış olduğu Fas gezisindeki gözlemlerini harika bir üslup ile anlatışına tanık oluyoruz.. İnsanın içinde Fas'a gitme isteği uyandırıyor..

Kitap kısa hikayelerden oluşuyor ve son kısmında yazarın kendine ait özdeyişler ve notları ile kitap son buluyor..

Alıntılar;

“Yalnızca kör olanlar, köpeklerin yol göstermesini tercih ederler.”

"Sanırım dilencileri ayakta tutan, dinlendikleri sadakalardan çok, dilenirken söyledikleri sözlerdir.”

“Kendileri pek yoktu ortada, önemli olan kağittı: Kağıdın suskun ağırbaşlılığı..”

Herkese keyifli okumalar kitap sever güzel insanlar.

Orçun Berkay Olcay 
 12 Tem 18:47 · Kitabı okumadı · Beğendi · 10/10 puan

Canetti'nin kahraman bakış açısıyla anlattığı Fas'ta geçen kendi gozlemlerini anlattığı ve insan iliskilerini gayet guzel betimleyerek kendi icinde bir butunluk gosteren oykulerine yer vermistir.

Kitaptan 6 Alıntı

DESTİNA ÖYKÜ 
28 Mar 18:08 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Sanırım dilencileri ayakta tutan, dinlendikleri sadakalardan çok, dilenirken söyledikleri sözlerdir."

Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (Sayfa 27 - Sel Yayıncılık)Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (Sayfa 27 - Sel Yayıncılık)
missprufrock 
23 Haz 2015 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Aynı yakarışın yinelenmesi, yakaranın belirleyici özelliğidir. Kafaya yerleşir böyle bir yakarış, yakaranın tanınmasına imkan verir, bundan böyle oracıktaki sürekli varoluşunu sağlar; yakaran, sınırları kesinlikle belirlenmiş bir yakarış biçimiyle elde eder bu varoluşu. Hakkında daha fazla bir şey bilmek olanaksızdır, bu yoldaki girişimlere karşı korur kendini, yakarışı aynı zamanda kendi dışındakilerle kendisi arasına çektiği bir sınırdır.

Marakeş'te Sesler, Elias CanettiMarakeş'te Sesler, Elias Canetti

Develerle Karşılaşma
Üç kez develerle karşılaştım, üçünde de kötü bitti sonu.
Marakeş’e gelmemden kısa bir süre sonra dostum,
“Deve pazarını göstermeden dünyada bir yere bırakmam seni!” dedi.
“Her perşembe öğleden önce deve pazarı kurulur Marakeş’te.
El Khemis Kapısı’nın hemen yanı başında, surların önünde.
Buradan hayli uzaktadır; en iyisi ben seni arabamla götürürüm oraya.”

Perşembe günü gelip çatınca, arabaya atlayıp yola düştük.
Ama geç kalmıştık; surların önünde sere serpe uzanmış yatan
geniş alana varmamız öğleyi bulmuştu. Alan boştu adeta.
Öbür başında, bizden birkaç yüz metre uzaklıkta bir grup
insan dikiliyordu. Ama deve falan hak getire.
Gördüğümüz insanların alışveriş konusunu daha küçük hayvanlar,
yani eşekler oluşturuyordu, oysa zaten eşekten geçilmiyordu kent;
bütün yük eşeklerin sırtına vuruluyor, bu hayvancıklara o denli
acımasız davranılıyordu ki, eşek görmeyi içi götürmüyordu insanın.
“Zamanında yetişemedik,” dedi dostum. “Pazar dağılmış.”
Pazarda gerçekten görülecek bir şey kalmadığına beni inandırmak için,
arabayı alanın ortasına doğru sürdü.

Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (*SEL Yayıncılık)Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (*SEL Yayıncılık)
Müphem 
18 Tem 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kitaplar vardır,yirmi yıl yanınızda taşımış,okumuşsunuzdur;hep el altında bulundurmuş,kentten kente,ülkeden ülkeye sizinle alıp götürmüş ,pek fazla yer olmasada özenle sarıp sarmalayarak bavulunuza koymussunuzdur.Bavuldan çıkarıp alırken yapraklarını belki karistirirsiniz soyle, ama bir tek satısını bile bastan sona okumaktan dikkatle sakınırsınız.Derken yirmi yıl geçer aradan,biran gelir sanki cok büyük bir baskıya karşı duramayarak ansızın böyle bir kitabı bastan sona bir solukta okuyup ,yutmaktan başka bir sey yapamazsınız ,bir vahiy gibi gelir size okuduklarınız.o Zaman kitabı okumaktan o bir suru kaçışların anlaşılır nedeni.Okumadan kitabı uzun bir sure yanınızda bulundurmanız gerekmiştir;Kitabin yolculuğa çıkması,uzamda bir yer tutması ,bir yük oluşturması gerekmiştir.Ama yolculuğun son durağına ulaşmıştır artık,kendini acığa vurma Zaman'ı gelip çatmıştır,sizinle suskun yaşadığı yirmi yılın üzerine saçar simdi ışığını.Butun Zaman suskun durmasaydı,söyleyeceği o kadar seyde olamazdı.Bu durumda hangi budala kitabin hep aynı içeriği kendisinde barındırdığını söylemeye kalkabilir.

Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (Sayfa 117 - Cem)Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (Sayfa 117 - Cem)
Müphem 
18 Tem 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Konuşurken lafları asiri ölçüde sakin sıralıyor,ağzından çıkacak sözleri her zaman denetimi altında tutuyor,ilgili sözler onu önlerine katıp kovalamıyor,onunla eğlenmiyor,onugulunc duruma sokmuyor asla ,-böyle bir insana Nasıl güvenebilirim?

Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (Sayfa 121 - Cem)Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (Sayfa 121 - Cem)
Necmettin Zafer 
13 Şub 11:10 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Birbirinizin karşısına çıplak durumda çıkmak zorunda kalsaydınız birbirinizi boğazlamanız daha bir güç olurdu. - Katil üniformalar.

Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (Sayfa 116 - Cem yayınevi)Marakeş'te Sesler, Elias Canetti (Sayfa 116 - Cem yayınevi)