📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
- sen de mi kendini savunamıyorsun?
- eğer ne ile suçlandığımı bilseydim savunabilirdim
Ne o yoksa sen de mi kendini savunamıyorsun
- eğer ne yaptığımı bilseydim kendimi savunabilirdim belki
Remzi Gülek
Kafka'nın "dava" kitabinı bir basyapıt yapan şey temasıdır (ki bana sorarsanız tüm roman ve öykülerinin sırrı da burada yatar)
Teması, ne ile suçlandığını bilmedigi için kendini savunanayan bir adamın, deyim yerindeyse trajedisi.
Kafka, ayni zamanda (sanırım bir mektubunda) şoyle diyor; eğer görevimizin ne olduğunu bilseydik onu yerine getirir ve uyuyabilirdik ama bilmiyoruz. Görevini yerine getirmeyen biri nasıl uyuyabilir ki"
Yıllarca ben de bu zaviyen baktım ve bilhassa da "dava" romanını ziyâdesiyle önemsedim. Ama sonra farkettim ki bunu aşan bir durum daha var. O da, ne yaptığını bilmek. Yâni kafka sorunu ne yapması gerektiğini bilmemeye ve bu bilmeyişi de sarih bir şekilde bildirilmemesine bağlıyor. Yâni aslında sorunun "cehalet" oldugunu vurguluyor (siyonizm sorunsalını göz onünde bulundurduğumuzda da bu noktaya varıyoruz) oysa dışarıdan verili bir doğrular manzumesi bekliyor olması onun kendine ve yaptıklarına ilişkin bir farkındalık geliştirememesine sebep oluyor. Içine düştüğü çukurun "gaflet" olduğunu farkedemiyor.
Bu kadarı elbette huzur sorunun tümünü cözumlemiyor ama sorunu temelden ıskaladığını göstermeye çalışıyorum. Zira hareket noktasını dışarıdan alıyor.
Neyin huzuruna cıkacağinızın cevabı aksiyomatiktir, o huzura cıkmak icin nasıl hazır olacağınızı ise en iyi siz bilirsiniz ...
Remzi Gülek
Hesiodos'daki birinci nesil tanrıların
Khaos, gaia ve eros olması bir benim mi dikkatimi çekiyor (bu hususta akademik metin okumadığım için nasıl yorumlandığını bilmiyorum.)
Zirâ, evren düzenli (cosmos) olduğuna göre ve bu düzen olustuğuna göre elbetteki düzensizlikten başlayacak (khaos)
Ve her şey için bir zemine ihtiyac olduğuna göre (gaia- yer/toprak)
Ve bunlardan evreni oluşturan (eros-aşk)
Şimdi bizim jenerasyon ismet özel'in o meşhur şiirini hatırlasa ve üstatlar da, sufilerin âlemi aşk ile ilişkilendirdiklerini hatırlarltsa yersiz mi olur ?
Ezcümle desem ki, tarih boyu insan dâima hareketin ilk ilkesi olarak aşkı görmüştür.
Bu muhtelif sebeplerle makuldür. Bu yuzden heyecanlanacak çok fazla şey olmadığını düşünebilirsiniz, peki ama aşk ile harekete geçen (buna tüm pagan tanrıları dagil) pişmanlıklarla dolup taştığına göre, odev bilincinin de buradan doğduğunu kabul edersek-ki öyle düşünüyorum- acaba "ödev bilincine" eşlik ettirmeye alıstığımız suçluluk (gunah) ve utanç (vicdan azabı) duygusu da buradan mı kaynaklanıyor ?
Remzi Gülek