İçinde 13 farklı yazardan ilişiği 13 farklı hikâye var. Yayınevini tebrik etmek lazım. Bu kadar telif hakkı ile uğraşılmış sonuçta. Hikayeler ünlü yönetmen Alfred Hıtchcocok'un farklı tarihlerdeki korku antolojilerinden toparlanıp bir araya getirilmiş . Alfred Hıtchcock, korku deyince 13 hikaye olması da oldukça manidar olmuş. Eğer bilerek ayarlandıysa tabi.
Hikâyelerin çoğunu beğendim.En yenisi 1967 yılında basılmış. En eskisi de 1890 yılında. Yani hikâyelerde biraz dolap kokusu hakim. Bu aslında korku-gerilim yazarlığının tarihini merak eden ben gibiler için bir şans. Açıkçası öykülerin hiçbirinde canavarlar yok. Bazı çok minimal fantastik öğeler olsa da asıl korku unsuru normal hayatta olup ta korkmayı aklımızdan geçirmediğimiz şeyler. Mesela kuşlar, sansarlar, salyangozlar, mantarlar, sallanan atlar... Yani korku unsuru asıl korkunun kendisi. Bu da bana oldukça "Stephen King "vari geldi. Ki kendisi de tam bu dönemden sonra ilk eserlerini vermeye başlamış ki aynı tarzda yazması çok doğal.
En sevdiğim hikâye "Nokta Nokta Claveringi'nin Peşinde" Yavaş ilerleyen ve tam da bu sebeple gerilimli bir hikâye ve ikincisi filminde dolayı çok daha popüler olan "Kuşlar" ve tarzu bunlardan bir tık farklı olan "Saygılarımla, Karındeşen Jack"
Bu hikâyeyi gerçekten sevdim. Çünkü ben iyi bir polisiye okuruyum. Asıl katili er ya da geç ama kitap bitmeden tahmin etmiş olmak konusunda kendime hadsiz bir güvenim var. Ve bu 22 sayfalık hikayede o kadar az karakter arasında kötüyü bulamamak canımı çok sıktığı gibi beni şaşırttı ve pek tabiki beğenimi kazandı.
Farklı yazarların hikayelerinin olduğu kitaplarda hepsini beğenmek neredeyse imkansız çünkü kişi sayısı kadar tarz var ve en az biri size uymaz. Çoğunlukla da birden çok daha fazla olur ama bu kitapta çoğunu
Junji Ito, “ne yazsa okurum” dediğim yazarlardan. Son zamanlarda kendisinin birçok kitabını okudum; hepsi de hikâye hikâye ve enfesti. Özellikle Frankenstein ve Kör Noktadaki Venüs en iyileriydi.
Bu kitaptaki hikâyeler üzerine biraz konuşmak istiyorum:
• Bin Başına: İnsanlar kayboluyor ve bir süre sonra çıplak, birbirine dikilmiş halde bulunuyorlar. Sürekli duyulan bir şarkı var ve herkesin birlikte olmasıyla ilgili… Ama bir araya gelenler kayboluyor, sonra ölü ve dikilmiş halde bulunuyor. İnsanlar birbirleriyle görüşmeye korkar oluyor. Orijinal bir hikâyeydi ama sonu yetersiz maalesef.
• İnsan Koltuk: Çoook orijinal bir hikâye. Keşke daha uzun olsaydı.
• Kör Noktadaki Venüs: Uzaylı teması… ama sonu maalesef olmadı.
• Yalayan Kadın: Nasıl korkunç bir isim! Ama fikre bayıldım. Sokaklarda deli görünümlü bir kadın var ve insanlara saldırıp onları yalıyor. Yaladığı insanlar sonrasında ölünce olay başlıyor.
• Dünya Dışı Bir Aşk: Hikâyenin konusu Edogawa Ranpo adlı bir yazara ait. Ülkemizde çevrilmiş tek kitabı var. Listeme girdi.
• Büyülenmiş Profesör Kirida: Yaşlı bir profesöre büyük sevgi besleyen genç bir kız… Ama profesör insanlardan nefret ediyor; her türlü fiziksel ve duygusal ilişkiden de. Kız ise fazlasıyla azimli. Ölüm bile ayıramaz kafasında.
• Amigara Fayı’nın Gizemi: Bir deprem sonrası kayalıklarda insan şeklinde delikler ortaya çıkıyor. Üstelik her delik, kendi insanını çağırıyor… Ne olduğunu bilmese bile insanlar içeri girmek zorunda hissediyor ve elbette hiçbiri geri dönmüyor.
Yazarın mangalarındaki o huzursuz eden genel tavrını sevsem de bu kitaptaki biraz daha yumuşatılmış halini galiba daha çok sevdim. Yine de çizimler yer yer gerçekten rahatsız ediciydi.
Şimdi gelelim önerir miyim kısmına…
Maalesef yazarımızın çok spesifik ve küçük bir kitleye yazdığını