eren

eren
@roda
Suçsuzluğumu karanlıkla örten ey gece! Güneşin ebedi mahkumiyetine hüküm giymiş gece Ōlgün çağların vahşi yok edicisi, Kimdi bedeninde gizlenen, Çağıran kimdi seni, Kutsayan kimdi. Talihsiz yaşamların kusursuz varlığıyla mahkum ettiğin gelmiş ve gelecek yaşamların umut vadeden merhameti, neresinde gizeminin. Galaktik evrenin gizinde duran bu merhamet, nerede, söyle! hangi sözün kırbacıyla özgürleştirilecek Hangi Tanrıdan dilenilecek… Elbet kimliği belirsiz sözlerin kıskacı ruhumda taçlanacak ve tarihi kadim çan sesleriyle çalınacak. O gün Merhamet çalınacak bir garip tanrının arkeik müzesinden Beyhude tanrım! Bir varın başlangıcı kaybın. Çalsın zımbırtılar, gelecek, alevli ruhun merhamet dolu şöleni.
Reklam
Bir gece daha biterken sabahın seher yelleriyle Dölle beni ey kutsal tanrı, umut vadetmeyen bugünde, Yaşam dolsun, zamanın zalimce davrandığı bu bedende. Bir umut ışığı yanıyor, kutsal geceye dair Kargalar budanmış ağaçların sessizliğiyle Çığlık üstüne çığlıklar kargaların sesinden, iğrenç, kokuşmuş, kimliksiz silüetlerin yok saydığı vicdanımdan mahrum ölümlü sızlayışlar. Çiğnenmiş kanunların zehriyle şahlandı gölgelerimiz Sokrates yıkandı baldıranla, aynı sözler çarmıha gerdi Meryem oğlu İsa’yı Bundandı adaletin zarafeti, kör etti talihsiz kaderimizi.
Ah! Gölgem gibi sessiz uyumak tek hayalim.
Son birkaç kısım zamanda, kendimi çok iyi hissetmiyorum.Kitap okudukça garipleşiyorum. Kendime yabancıymış hissine kapılıyor ve bu his güçlendikçe daha çok okuma ihtiyacı duyuyorum. Dahası davranışlarımı kontrol edemez durumda hissediyorum bu birkaç kısım zamanda. Gece karanlığıyla boğuşuyor, tıkırtılarını dakikalarca dinliyorum. Evvelki anda, beynimde zihnimi emen masaların düşü ile bekliyor, bekletiliyorum. Derimin iç kısmında oluşan kiri sürekli Su içerek yıkıyor, içiyorum içiyorum içiyorum .. ama arınamıyorum. Arınamıyorum zihnimden akan düşüncelerin passından. Kendimle oyun oynuyorum bazen. Yenilince kendime, çok ağrıma gidiyor. Sonra tekrar tekrar tekrar ama hep yeniliyorum kazanacağım inancıyla. Bir an duraksıyorum, Geçmişi gözettiğimde zamanım inancıma esir düşmüş. Kıskıvrak inancın girdabına çekilerek diplere en diplere karanlığa sürükleniyormuşum. Ah bir bilseniz! Bakmaktan gözümün feri düşmüş karanlık gecelere.Karanlık geceler, ah bu karanlık geceler. Gecenin karanlığıyla evlensem mi diyorum? Belki iyi eder, çok da sevimli olurum. Ama kabul etmez ki beni, der iç sesim. Eeeee o ki evrenin en esrarengiz gücü. Ve güce bakıyorum. Sonra yine dalıyorum güne ve güneşe.
Yaşama uğraşının çağrısı
Solgun ay ışığının gölgelere hükmedişini izlerken, ölüm dedim. Birçoklarının istediği birçoklarının da korktuğu ölüm. İstediğimde gelmeyen ölüm. Sözlerimle sizlere ölümü aktardığım an, oturur çanın çalmasını beklersiniz dedi iç sesim. Hiç kimse anlayamaz! hiç kimse de anlamayacak…. Sigara dumanı ile boğmak istediğim soluk düşüncelerime bir de kış ayazında sessiz, kıpırtısız ve durgun duran ölülerin iç seslenişi ekleniyor. Aklımda ne hevesler,bir bilseniz! Hele ki uyuduğum zaman canımın neler çektiğini.. Ah gençler! Bedenleri toprağın altında çürüyüp ayrılmış olan ölüleri kıskanmanın zarafetini yaşıyorum. Hiç bu kadar kıskançlık hissi uyanmamıştı bende dediğinde sadık hidayet, bir beni yarattı kendinde. Değil mi ki ölüm verilmeyen bir mutluluk derin bir uyku olduğu. Çıkadurun esiri olduğunuz yaşamın bir başka yaşama esir olduğu, bir başka yaşamların da bir başka yaşamlara esir düştüğü ve böylece oluşan esir yaşamın zinciri; yani korkunç ve her gün daha da kötüye giden esaretin sistemine yenik düşmüş yaşamınız: bu iğrenç, kokuşmuş esir yaşamınızdan feragat etmenin vakti, ölümün lütfuyla taçlandırılmanın vakti gelmedi mi? Tarifi imkansız fikirlere gebe düşmüş zihnimin yarattığı acıyla, hazla sesleniyorum sizlere!!!! bir başkadır güneşin yaktığı tenin acısı. Tüm doğallığıyla benliğimizi inciten o duygu değil, asıl inciten bizi ona her geçen gün yabacılaşmamız. Kendimizden uzak kalmasını sağlayan ve benliğimizi hafifçe acıtan o esrarengiz hazza karşın karanlık diyarlar hayal etmenin beceriksizliğin tadına varıyorum. Ne düşündüğümün ne önem var ki şuanda, gecenin hüküm sürdüğü şu vakitte. Geceden, karanlıktan şehir inşa et desem kör olmanın hayalini düşlersiniz. Oysa ki kör olmanın düşü, tüm varlığıyla ruhumuzu cezbeden Günün ışığından soyutlama çabasından öteye