Romanda Dostoyevski, kanun koyucuların iktidara gelirken, muhakkak ki kan dökerek geldiği ve nihai olarak vicdani sorumluluğu taşımadığı, oluşturdukları kanunlar ile vicdanlarını yadsıdığını gözler önüne seriyor. Buna tezat olarak; sıradan insanların suç işlemesiyle, iktidar için kan dökenler arasında, suçun doğurduğu hukuki sonuçlar esasında herhangi bir fark olmadığı okuyucuya hissettirilmekte. Rodya sıradan birisi, maddi durumu iyi olmayan bir öğrenci ve işlenen suçta aslında sermayeye karşı, yani sınıfsal bir ayrıma karşı, içindeki tepkinin sonucu olarak ortaya çıkıyor. Yazar, insanın vicdani muhakemesinin, hukuk üstünde bir yeri olduğunu, Porfiri Petroviç’in, deliller aydınlanmadan cinayeti tam olarak bilmesine rağmen, Raskole süre vermesiyle bunu açıkça vurgulamaktadır. Yani esasen, suç delillerinin yok edilmesi, kişinin ya da iktidarın suçsuz olduğu anlamına gelmeyeceği gibi burada vicdan ile hareket edilmesi gerektiği , vicdan mahkumiyetinin, fiili mahkumiyete daha baskın olduğu okuyucuya sunuluyor. Yazar ayrıca, Raskolnikov’un yaklaşımında aslında din ve vicdanın birbirinden bağımsız olduğunu; çünkü cinayet sonrası dini anlayışında herhangi bir değişim yaşamadığı gibi, vicdanında bundan etkilenmediğini göstermek istemiş. Çünkü dini anlayışı vicdanıyla değil, o hapisteyken Sonya’nın ziyaretleri sonrasında, ona duyduğu aşk ile ortaya çıktığından anlaşılmakta. Ve nihai olarak; aşk Rodya’yı iyileştiriyor. Son olarak, kibirli ve özgüvenli kişiliğe sahip Raskolnikov’daki bu tutum, din ve vicdanın kişilik üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı gibi, duyguların ise her ikisi üzerinde daha baskın olduğu, insanın mizacını etkileme hususunda rolüne değinilmiştir.