Her Kürt bir Rojavalıdır…
Bu söz, bir coğrafyanın değil, bir kaderin adıdır. Bir sınır kapısında pasaporta sığmayan, haritalara diz çöktürmeyen bir hakikatin adıdır. Rojava, yalnızca Suriye’nin kuzeyinde bir yer değildir; Rojava, Ankara’nın duymakta zorlandığı ama Diyarbakır’dan, Mardin’den, Van’dan yükselen ortak bir vicdandır.
bu memlekette taşlar bile susarak konuşur, insanlar ise konuşarak yargılanır. Kürt’ün hikâyesi de böyledir: Anlatınca suç, susunca inkâr. Oysa her Kürt bir Rojavalıdır; çünkü her Kürt, yok sayılmanın ne demek olduğunu bilir. Her Kürt, adını fısıldayarak söylemenin, dilini evin içinde saklamanın, acısını türküye gömmenin ne demek olduğunu bilir.
Ankara’ya çağrımız var.
Duymaya kulak, görmeye göz gerek. Beton duvarların ardında yazılan raporlar gerçeği anlatmaz; gerçeği, sınırda bekleyen bir annenin gözleri anlatır. Rojava’ya bakarken korku değil, yüzleşme gerekir. Çünkü korku, hakikatin en ucuz bahanesidir.
Bu halk isyanı sevdiği için değil, yaşamak istediği için ayaktadır.
Rojava’da direnen, Ankara’ya düşman olduğu için değil; insan gibi yaşamak istediği için direndi. Orada kurulan her meclis, bu topraklarda yıllardır eksik bırakılan adaletin bir hatırlatmasıdır. Eşitlik, kardeşlik, birlikte yaşam; bunlar slogan değil, hayatta kalma refleksidir.
Ankara, bilmelisin:
Bir halkı bastırarak devleti büyütemezsin. Bir dili yasaklayarak birliği kuramazsın. Bir kimliği inkâr ederek huzuru sağlayamazsın. Tarih, bunu defalarca yazdı; kanla değil, yüzleşmeyle yazdı.
Yılmaz Güney derdi ki, “Bu ülkede suç işleyenler değil, gerçeği söyleyenler yargılanır.”
Bugün de değişen bir şey yok. Ama gerçek, yargılandıkça güçlenir. Rojava gerçeği de böyledir. Sustukça büyür, bastıkça çoğalır.
Her Kürt bir Rojavalıdır;
çünkü her Kürt, kendi kaderini tayin etmenin