İnsanın, değişebilen dönüşebilen hatta gölge yanlarıyla yüzleşebilen bir tabiatla yaratıldığını kabul edelim mi.
Gölge yanlarımız, biz olduğumuz sürece olacaktır. Gölgesi ile kucaklaşmayan bir insan sağa sola savrulur, ya da gölgesini kabul etmek istemediği için, başka kabullerle yaşamak ya da başkalarının gözündeki kabuğa sığmak zorunda kalır.
Bahsettiğim roller değil, rollerimiz gereği girdiğimiz personalardan bahsetmiyorum. Bahsettiğim bilinçsizce yaptığımız seçimlerimizle ilgili.
"Carl Jung’a göre gölge, bireyin bilinçli kimliğiyle (persona) bağdaşmayan, bu nedenle reddettiği, bastırdığı veya kendine yakıştıramadığı tüm kişilik özelliklerinin toplandığı bilinçdışı katmandır.
Gölgeyi şu temel maddelerle tanımlayabiliriz:
Bastırılmış Özellikler: Toplumun veya bireyin kendi ahlak anlayışının "kötü", "utanç verici" veya "zayıf" bulduğu hırs, öfke, kıskançlık gibi dürtüler burada yer alır.
Olumlu Potansiyel: Gölge sadece negatif özelliklerden oluşmaz; bireyin "bunu yapamam" diyerek bastırdığı yaratıcılık, cesaret veya sezgi gibi güçlü ama işlenmemiş potansiyelleri de barındırabilir ("altın gölge").
Projeksiyon (Yansıtma): Birey kendi gölgesini tanımadığında, bu özellikleri başkalarında görür ve onlara aşırı tepki verir. Birinde sizi mantıksız derecede rahatsız eden bir özellik, genellikle kendi gölgenizin bir yansımasıdır.
Bütünleşme İhtiyacı: Jung’a göre sağlıklı bir kişilik (bireyleşme süreci), gölgeyi yok etmekle değil, onu tanımak ve bilinçli bir şekilde kişiliğe entegre etmekle mümkündür. Gölge reddedildikçe güçlenir ve kontrolsüz patlamalara yol açar.
Gölge yanlarımızı kucaklarsak, tam olabiliriz. Gölge yanlarımızı kucaklarken, gölge yanlarına rağmen severiz hayatımızda tuttuklarımızı.
✒️Hiç mükemmel olmadık, mükemmel olamayacak kadar eksiktir insan.