Doğa ve Çevre Üzerine
9/10
·134 syf.··
2026 224. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 02:17
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve beklentimin çok ama çok üzerindeydi. Benzer mentalitede Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau'yu okumuştum ama Jiddu Krishnamurti her şeyin teorisi derecesinde doğayı, doğayla münasebeti doğrudan merkeze alarak tüm insani özelliklerimiz için olmazsa olmaz, başat unsur haline getiriyor. Böyle davranmakla gayet haklı nedenler serdediyor. Eserin bence en önemli tarafı okuyucuya sorular sorarak kendi içiyle bir kuyuya bakarcasına başbaşa bırakıyor. Adeta tüm cevaplar sende, ne arıyorsan kendinde ara diyor. Kitabın hareket noktası adından da anlaşıldığı üzere doğa. Doğayla bağ kuramayan, insanlarla da bağ kuramaz, diyor yazar. Bu bağ ön kabullerden arınmış, toplumsal (sosyete içindeki rollerimiz, statülerimiz gibi) koşullandırmalardan azade bir bağ. Dünya toplumları olarak sürekli bir çatışmanın içinde olmamız da doğayla aramızdaki kopukluğa yoruluyor. Tek olumsuz yönü sonlara doğru kendini tekrar etmiş olması diyebilirim, onu da gözüm görmedi açıkçası. Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı. Herkese içtenlikle tavsiyemdir.
Edebiyat
Doğa ve Çevre ÜzerineJiddu Krishnamurti · Ayna Yayınları · 199929 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 23. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 00:45
Öneri ile okudum ve beklentim yüksekti.Gerçek mi kurgu mu , iki ayrı evren mi anlayamadığım bir hikaye.İlk kısımda çocuğu olmayan bir kadın genç Xavier ile tanışıyor ve acaba annem olabilir misiniz diye soruyor genç adam.Kadın bir yanlış anlama olabileceğini hiç çocuğu olmadığından bahsediyor.İkinci kısımda paralel evrene geçiyor olabiliriz çünkü xavier onların çocuğu ve o artık bir anne rolünde.Bu rol üzerine çokta oturmuyor.Çatışmalarla dolu ama bir yandan eşi Tomas’ın baba olduğunda nasıl biri olacağını bize çok iyi anlatıyor.Rollerimiz bizi değiştiriyor mu? Aynı ben bugün anne olmasam farklı biri olur muydum sorularını sordum kendime.Bilemiyorum kitapla ilgili ne düşüneceğimi gerçekten bilmiyorum
SeçmelerKatie Kitamura · İthaki Yayınları · 2026483 okunma
Reklam
Puan vermedi·152 syf.··
2026 112. kitabı
Bazen hayat, aynı sahnenin farklı günlerde tekrar oynandığı bir tiyatro gibi hissettirir her birimize. Ne kadar çabalarsan çabala, dekor değişmez, replikler tanıdıktır. Tükenmişlik tam da burada hissettirmeden yerleşir insanın içine, ne büyük bir fırtına koparır ne de aniden yıkar, ama yavaş yavaş içindeki ışığı kısar. Çözümsüzlük duygusu ise o kadar ağır basar ki çözüm yolları gözümüzün önüne gelse bile göremeyiz bazen. İnsan bu döngüde sıkıştığını fark ettiğinde, aslında en çok kendine yabancılaşır çünkü artık ne başlangıçların heyecanını hisseder ne de sonların anlamını. Ama belki de en derinde, görünmeyen bir yerde, bu tekrarların içinde bile küçük bir değişim tohumu bekliyordur. Hem sosyal hem de iş hayatının içerisindeki kısır döngülerden kurtulmak çok zor değil. Beyaz yakalıların kurtulmaya çalışırken daha da içine çekildiği bu girdap, bir de bir çok engele takılıyor. Tabi sadece kitap pencereden bakmıyor yaşamın farklı alanları içerisindeki farklı rollerimiz üzerinden de fikir sunuyor. Kendime can olmak, kendime sorular, somut kazanımlarım, zorlandigim temas konularım, beyaz yakalı kadın yaşamı, potansiyeli açığa çıkarmak başlıkları altında yaşamın içerisinde karşılaşabileceğimiz özellikle olumsuz durumlara karşı bir bakış açısı sunuyor. Hayat bazen sanki bizleri çok geriden takip ediyor gibi hissediyoruz. Kalıplaşmış değer yargıları, gelenekselleşmiş eylemler, popüler kültürün unsurları, hiç sorgulanmadan birbirini tekrar eden her şey bir süre sonra bizleri tüketiyor. Dolayısıyla bu duygular içerisinde yola devam etmek o kadar da kolay değil. İçimizdeki boşlukları doldurma zamanı geldi. İnsan bazen kendisini rahatsız eden şeyleri fark eder ama onları nasıl yok edebileceğini bilemez. Çünkü bazen sorunları tespit etmek yeterli değildir. Onları ortadan
Kendine Can OlmakGülhan Cantürk · Mona Kitap · 20266 okunma
4/10
·152 syf.··
2026 18. kitabı
Çok ilginç bir roman okudum. Öyle ki kapağı kapattığımda hala romanla ilgili ne hissettiğimden emin değildim. Katie Kitamura'nın kaleme aldığı "Seçmeler" adlı romandan bahsediyorum elbette... Kendisinden okuduğum ilk kitaptı, Katie Kitamura'nın gerçekten ilginç bir dili ve tekniği olduğunu söylemeliyim. Yani yazar anlatmak istediğini hem tek tek veriyor, sonra bir bakıyorsunuz okura vermek istedikleri karışık bir sarmal gibi birbirine dolanmış ve önümüze çıkmış. Yazarın anlatımında gerçek nerede bitiyor, hayal nerede başlıyor ayrımı asla fark edemiyorsunuz. Kitamura, ana kurgusuna rolleri koyuyor. Hayatımızda edindiğimiz roller, bireyin kazanmak için uğraştığı roller, iş hayatındaki rollerimiz, aile haystında ve ebeveynlik olarak rollerimiz... Tüm bunlar aynı zamanda bireyin bir seçimi ve Katie Kitamura burada roller ile seçimler arasında felsefik ve derin bir bağ kuruyor. İnsanların seçtiklerini ve seçemediklerini bir tiyatro sahnesinde ve ışıkların altındaymışçasına tek tek irdeliyor. Eleştirilerinden modern aile kavramı da nasibini alıyor. Aile olmayı seçtiğimiz ya da dışında kaldığımız bir hayat, çocuk sahibi olmayı istemek veya çocuksuz bir hayat sürmek, evliliğin rutinlere bağlaması veya heyecan için yapılan seks ilişkileri... Kitamura aile kavramındaki tüm bu seçimleri ahlak, merak, özlem ve sevgi adı altında inceleyip tenkit ediyor. Sosyolojik açıdan romanı analiz ettiğimde de Katie Kitamura gerçekten ilginç biri olarak dikkat çekiyor. Gerçeklerle hayaller arasında, fazla tutunamadığım bir roman oldu benim için "Seçmeler"! Orta yaşlarda ve bunun bunalımını hem duygusal alanında hem de tiyatro sahnesinde yaşayan bir kadın... Tomas ile evli, görünüşte mutlu ve huzurlu bir evlilikleri var. Ancak ana karakterimiz olan kadın, bir noktada hayattan istedikleri
Edebiyat
SeçmelerKatie Kitamura · İthaki Yayınları · 2026483 okunma
Dönüşüm Kitabı İnceleme
Puan vermedi
Dönüşüm sadece 86 sayfalık bir kitap, lütfen okuyunuz ve kapatıp sadece düşününüz... Fırsat bulursanız da bu yazımı okuyunuz. Bazı geceler vardır yine kör karanlık, yine hüzün, yine pişmanlık, yine monotonluk... bazı sabahlar vardır; güneş doğar, odanın perdeleri aralanır ve dünya, dünkü bıraktığınız o kötü geceden kalma devam eder. -Sıradanlık, güven vericidir- Ancak bazı sabahlar da vardır ki, gözlerinizi açtığınız an, bir daha asla dünkü insan olamayacağınızı bilirsiniz. Başrolümüz Gregor Samsa'nın "bir sabah huzursuz rüyalardan uyandığında, kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş buldu," şeklindedir. Bu sadece bir kurgu değil aynı zamanda insanın en derin, en bastırılmış korkularının kapısını aralar. ​Samsa, bir kumaş pazarlamacısıdır. İşi ile ailesi arasında mekik dokuyan modern insanın monotonluğunu yaşayan biridir. O, sistemin sadık bir dişlisidir. Ama o sabah, o dişli kırılır. Fiziksel bir dönüşüm, metafizik bir soruyu doğurur: Ben kimim? Amacım ne? ​Kafka, bu eserinde başrolü böceğe çevirince Gregor'un ilk düşüncesinin işe geç kalma korkusu olmasını işler. Vücudu değişmiştir, ama zihni hala sistemin pençesindedir. Bu modern köleliktir. Kitabı kapatalım ve bu noktada kendimize soralım: Bizler, her sabah uyandığımızda kendi kabuklarımızı ne kadar fark ediyoruz? Toplumsal rollerimiz, işlerimiz, sorumluluklarımız; hepsi birer sert kabuk değil mi? Ne zaman bu kabukların altında gerçek "ben"imizi sorgulamaya cesaret edebiliyoruz? Kendi evinde kendi odasında bir yabancıdır. Bu, modern insanın yalnızlığının en uç noktasıdır. Bizler de bazen binlerce insanın yaşadığı şehirlerde, kendimizi bir yabancı gibi hissetmiyor muyuz? Kendi dilimizi konuşan insanlar bizi anlamadığında, biz de birer böcek gibi hissetmiyor muyuz? O zaman Gregor gibi yatağın altına
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,6bin okunma
7/10
·272 syf.··
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Mart 2026 15:49
#KitapYorum #ÂhirZaman #OktayVuralAlkaya #KanonYayınları #Kitabaaşıkokumayasevdalı #Roman #272Sayfa Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Kanon Yayınları'ndan çıkan, Oktay Vural Alkaya'ya ait "ÂHİR ZAMAN" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım. Yazarımızın daha önce "DİYARIN KIYAMETİ FİLİN GAZABI" isimli tarihi romanını okumuş, çok beğenmiştim. Şimdi ise bambaşka bir konu ve macera var. Aslında hepimizin içinde bulunduğu distopik dünya. Rollerimiz benzer. Milyonların peşinden koştuğu her türlü metaya kölelik. Kaptalizmin pençesinde kuzu kuzu varoluşumuz. Üstelik seve seve gönüllü çılgın bir düzene biat ediyoruz. Hem de gıkımız çıkmadan. Başkaldırmak ne haddimize!.. Ama romanda savaşın nefesi ensemizde. Düşünürsek belki de üç yüz altmış beş gün özel. Her yeni güne hediyeler, gereksizler, bitişler, hüzünler, ağlak saatler vs. vs. sonunda mali krizler. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, kullandığımız, ödediğimiz faturadan, gönlümüzün ığıl ığıl aktığı reklamlara kadar o kara pençenin izlerini takip ediyoruz. Her satırda kendi sahnemi yaşadım sanki. Rolüm, ya da rollerim ne çokmuş. "ÂHİR ZAMAN" isminden de anlaşılacağı üzere; "son devir" (ahiret zamanı) olan bu dönem, fitne, fesat, ahlaki yozlaşma ve büyük alâmetlerin görülmesiyle karakterize edilir. Tam da bu noktayı ince ince tarayıp arap saçlı kedinin tüylerini düzeltme çabasının dayanılmaz hafifliğinde bulutlara çıkıyorsunuz. Nasıl mı?Önce roller, kimler var bu kara düzende açıklayalım: Roman, dünyayı kontrol eden dev bir sistemin (Kâinat Holding) Rahman Cece, insanların hayatının her alanını yönettiği distopik bir geleceği anlatır. Baş karakter Âhir, sıradan bir veri giriş uzmanıdır. Ancak zamanla yaşadığı düzeni sorgulamaya başlar: “Bugün kendim için ne yaptım?” Sanem’in hayatına girmesi ve gizemli bir karakter olan Şiva
Ahir ZamanOktay Volkan Alkaya · Kanon Kitap · 202554 okunma
Reklam
Reklam