Dönüşüm sadece 86 sayfalık bir kitap, lütfen okuyunuz ve kapatıp sadece düşününüz... Fırsat bulursanız da bu yazımı okuyunuz.
Bazı geceler vardır yine kör karanlık, yine hüzün, yine pişmanlık, yine monotonluk... bazı sabahlar vardır; güneş doğar, odanın perdeleri aralanır ve dünya, dünkü bıraktığınız o kötü geceden kalma devam eder.
-Sıradanlık, güven vericidir-
Ancak bazı sabahlar da vardır ki, gözlerinizi açtığınız an, bir daha asla dünkü insan olamayacağınızı bilirsiniz. Başrolümüz Gregor Samsa'nın "bir sabah huzursuz rüyalardan uyandığında, kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş buldu," şeklindedir.
Bu sadece bir kurgu değil aynı zamanda insanın en derin, en bastırılmış korkularının kapısını aralar.
Samsa, bir kumaş pazarlamacısıdır. İşi ile ailesi arasında mekik dokuyan modern insanın monotonluğunu yaşayan biridir. O, sistemin sadık bir dişlisidir. Ama o sabah, o dişli kırılır. Fiziksel bir dönüşüm, metafizik bir soruyu doğurur: Ben kimim? Amacım ne?
Kafka, bu eserinde başrolü böceğe çevirince Gregor'un ilk düşüncesinin işe geç kalma korkusu olmasını işler. Vücudu değişmiştir, ama zihni hala sistemin pençesindedir. Bu modern köleliktir.
Kitabı kapatalım ve bu noktada kendimize soralım: Bizler, her sabah uyandığımızda kendi kabuklarımızı ne kadar fark ediyoruz? Toplumsal rollerimiz, işlerimiz, sorumluluklarımız; hepsi birer sert kabuk değil mi? Ne zaman bu kabukların altında gerçek "ben"imizi sorgulamaya cesaret edebiliyoruz?
Kendi evinde kendi odasında bir yabancıdır. Bu, modern insanın yalnızlığının en uç noktasıdır. Bizler de bazen binlerce insanın yaşadığı şehirlerde, kendimizi bir yabancı gibi hissetmiyor muyuz? Kendi dilimizi konuşan insanlar bizi anlamadığında, biz de birer böcek gibi hissetmiyor muyuz? O zaman Gregor gibi yatağın altına