“Her neyi bekliyorsa Rıfat’ın burnu ve çenesi beklediği şeye doğru uzadıkça uzuyor. Kolları, elleri, parmakları da beklediği şeye doğru uzuyor. Bu yüzden çirkinleşiyor Rıfat. Uzun parmaklarıyla uzun çenesini ovuşturan bir ucubeye dönüşüyor. Bir ucube. Kendisini, beklediği şeye layık görmemeye başlıyor.”
“Dışarıdan içeri bakarak kendisinin kabul edilebilir bir imgesini kurmakta zorlanıyor Rıfat, içeriden dışarı bakarak kendi imgesini kurması mümkün olsaydı zaten aynanın karşısına geçmesi gerekmeyecekti.”
“Aklında bazı anlar var. Ölüm anları. Yaşamanın yetmediği ya da tam tersine çok ağır geldiği anlar. Bu birbirinin tam zıttı anlardan birinde ölmüş olabilir. Devlet on iki yaşındaki bir çocuğu öldürdüğünde Rıfat da ölmüş olabilir. Sevgilisi kırda güzel sesiyle bir Sait Faik öyküsü okurken Rıfat oracıkta ölmüş olabilir.”
"Bir gün bir yazarın çıkıp Rıfat Diye Biri isminde bir kitap yazacağını hayal ediyor. Rıfat'ın yaşadığı hayatı, düşüncelerini, takıntılarını, tuhaflıklarını, zaaflarını ve elbette iyi yanlarını olağan ile olağandışını, gerçek ile düşü birbirine karıştırarak anlatacak bir kitap. Ama, diye düşünüyor, Latin Amerika'nın edebiyat ile günlük hayat arasındaki sınırları kaldıran o büyülü havası bu ülkede yok. Köklü geçmişin mayası yok. Direnişin masalsı ruhu yok. Hayatın hem içe hem dışa doğru açılan kapıları burada yok. Burada vasat bir cetvel ile çizilmiş sınırlar var. Burada Lucas olamazsın, ancak iriyarı ve sıkıcılık derecesinde gerçek bir Rıfat olursun."