"Ölülere acıma, Harry. Yaşayanlara acı, her şeyden çok da, sevgisiz yaşayanlara. Geri dönerek daha az ruhun sakatlanmasını, daha az ailenin parçalanmasını sağlayabilirsin."
"Ama ben ölmüş olmalıyım- kendimi savunmadım! Yani beni öldürmesine izin verdim."
"Ve bence," dedi Dumbledore, "işte her şeyin
sebebi bu."
Sanki bir ışık ya da ateş gibi, mutluluk
Dumbledore‘dan yayılıyor gibiydi: Harry bu
adamı hiç bu denli mutlu görmemişti.
"Açıklayın." dedi Harry.
"Ama sen zaten bunu biliyorsun." dedi Dumbledore.
"Beni öldürmesine izin verdim," dedi Harry. "Değil mi?"
"Evet, öyle," dedi Dumbledore başını sallayarak. "Devam et."
"O halde benim içimde olan ruhunun parçası..."
Dumbledore başını daha istekli bir şekilde
salladı, yüzünde Harry‘yi devam etmeye teşvik eden cesaret verici bir gülümsemeyle.
"...gitti mi?"
"Ah, evet!" dedi Dumbledore. "Evet, ona zarar
verdi. Senin ruhun artık bir bütün ve tamamen sana ait, Harry..."
"Ama o zaman..." Harry endişeyle omzunun üstünden yerdeki küçük titreyen yaratığa doğru baktı. "O şey nedir, Profesör?"
"Yardım edemeyeceğimiz bir şey." dedi
Dumbledore.
"Ama eğer Voldemort, Öldüren Lanet‘i kullandıysa," Harry tekrar başladı "ve bu kez
hiç kimse benim için ölmediyse- nasıl oldu da hala canlı kaldım?"
"Sanırım biliyorsun," dedi Dumbledore. "Tekrar düşün. Onun ne yaptığını hatırla, zulüm, cehalet ve açgözlülükle."
Harry düşündü... Sonra cevap kolaylıkla, hiç çaba göstermeden dudaklarından dökülüverdi.
"Kanımı aldı."
"Kesinlikle!" dedi Dumbledore. "Kanını aldı ve
onunla şu anki bedenini yarattı. Kanın onun damarlarında Harry, Lily‘nin koruması
ikinizin de içinde! Kendi yaşarken seni de hayata bağlamış oldu!"
"Yani o yaşadıkça... ben de mi yaşıyorum?Ama ben... ben tam tersi olduğunu sanıyordum! İkimizin de ölmesi gerektiğini sanıyordum. Yoksa aynı şey mi bu?"
Arkalarında can çekişen yaratığın iniltileri ve
gürültüsü Harry‘nin dikkatini dağıttı ve tekrar
"Çok genç bir adamken gücün benim zayıflığım ve beni baştan çıkaran şey olduğunu ispat etmiştim. Tuhaf bir şey bu Harry, ama belki de iktidara en uygun olanlar, onu hiçbir zaman elde etmeye çalışmamış olanlardır. Tıpkı senin gibi liderliğin zorla verildiği, mecbur oldukları için bu rolü üstlenen, sonra da bu rolde iyi olduğunu görerek kendilerini de şaşırtan kişiler."
Snape ve Dumbledore alacakaranlıkta şatonun ıssız topraklarında geziniyorlardı.
"Birlikte odaya kapandığınız bütün o akşamlar boyunca Potter‘la ne yapıyorsunuz?" diye sordu Snape kabaca.
Dumbledore bezmiş görünüyordu.
"Neden? Ona daha fazla ceza vermeye çalışmayacaksın, değil mi Severus? Oğlan
sonunda ceza olmadığı zamandan daha fazlasını cezada geçirecek."
"Aynı babası-"
"Bakışları belki ama en derin mizacı daha çok annesi gibi. Harry ile zaman geçiriyorum çünkü onunla tartışmam gereken şeyler, çok geç olmadan ona aktarmam gereken bilgiler var."
"Bilgiler," diye tekrarladı Snape. "Ona güveniyorsun... Bana güvenmiyorsun."
"Bu güven meselesi değil. Benim, ikimizin de bildiği gibi, kısıtlı zamanım var. Oğlana yapması gereken şeyi yapabilmesi için yeterli bilgiyi vermek zorundayım."
"Peki ben neden aynı bilgiye sahip olamıyorum?"
"Bütün sırlarımı tek bir sepete koymamayı tercih ederim, özellikle de vaktinin bu kadarını Lord Voldemort‘un kolunda sallanarak geçiren bir sepete."
"Bunu senin emirlerin yüzünden yapıyorum!"
"Ve çok da iyi beceriyorsun. Sakın senin kendini attığın tehlikeyi küçümsediğimi
düşünme, Severus. Voldemort‘a değerliymiş gibi görünen bilgileri verirken hayati
konuları saklamak senden başka hiç kimseye emanet edemeyeceğim bir görev."
Sayfa 623 - Dumbledore ve Snape'in ormanın kıyısındaki konuşmasından
"Çocukların üstüne atabiliriz." dedi Amycus, domuz gibi yüzü birden kurnazca bir ifadeye bürünmüştü. "Evet, yapacağımız şey bu.
Alecto‘nun çocuklar tarafından pusuya
düşürüldüğünü söyleyeceğiz ve ardından
yukarıdaki çocuklar" -yatakhanenin yönüne
yıldızlı tavana baktı- "onu İşaret‘ine basmaya
zorladılar ve bu nedenle yanlış alarm
verildi deriz... Onları cezalandırabilir. Birkaç çocuk fazla ya da az ne fark eder?"
"Hakikat ile yalan, cesaret ile korkaklık
arasında ne kadar fark varsa o kadar fark eder sadece," dedi bembeyaz kesilen
Profesör McGonagall, "kısaca sen ve kız
kardeşinin değerini bilemeyeceği fark. Ama bir şeyi açığa kavuşturmama izin ver. Beceriksizliklerini Hogwarts öğrencilerinin üstüne atamayacaksın. Buna izin vermeyeceğim."