Snape ve Dumbledore alacakaranlıkta şatonun ıssız topraklarında geziniyorlardı.
"Birlikte odaya kapandığınız bütün o akşamlar boyunca Potter‘la ne yapıyorsunuz?" diye sordu Snape kabaca.
Dumbledore bezmiş görünüyordu.
"Neden? Ona daha fazla ceza vermeye çalışmayacaksın, değil mi Severus? Oğlan
sonunda ceza olmadığı zamandan daha fazlasını cezada geçirecek."
"Aynı babası-"
"Bakışları belki ama en derin mizacı daha çok annesi gibi. Harry ile zaman geçiriyorum çünkü onunla tartışmam gereken şeyler, çok geç olmadan ona aktarmam gereken bilgiler var."
"Bilgiler," diye tekrarladı Snape. "Ona güveniyorsun... Bana güvenmiyorsun."
"Bu güven meselesi değil. Benim, ikimizin de bildiği gibi, kısıtlı zamanım var. Oğlana yapması gereken şeyi yapabilmesi için yeterli bilgiyi vermek zorundayım."
"Peki ben neden aynı bilgiye sahip olamıyorum?"
"Bütün sırlarımı tek bir sepete koymamayı tercih ederim, özellikle de vaktinin bu kadarını Lord Voldemort‘un kolunda sallanarak geçiren bir sepete."
"Bunu senin emirlerin yüzünden yapıyorum!"
"Ve çok da iyi beceriyorsun. Sakın senin kendini attığın tehlikeyi küçümsediğimi
düşünme, Severus. Voldemort‘a değerliymiş gibi görünen bilgileri verirken hayati
konuları saklamak senden başka hiç kimseye emanet edemeyeceğim bir görev."
Sayfa 623 - Dumbledore ve Snape'in ormanın kıyısındaki konuşmasından
"Çocukların üstüne atabiliriz." dedi Amycus, domuz gibi yüzü birden kurnazca bir ifadeye bürünmüştü. "Evet, yapacağımız şey bu.
Alecto‘nun çocuklar tarafından pusuya
düşürüldüğünü söyleyeceğiz ve ardından
yukarıdaki çocuklar" -yatakhanenin yönüne
yıldızlı tavana baktı- "onu İşaret‘ine basmaya
zorladılar ve bu nedenle yanlış alarm
verildi deriz... Onları cezalandırabilir. Birkaç çocuk fazla ya da az ne fark eder?"
"Hakikat ile yalan, cesaret ile korkaklık
arasında ne kadar fark varsa o kadar fark eder sadece," dedi bembeyaz kesilen
Profesör McGonagall, "kısaca sen ve kız
kardeşinin değerini bilemeyeceği fark. Ama bir şeyi açığa kavuşturmama izin ver. Beceriksizliklerini Hogwarts öğrencilerinin üstüne atamayacaksın. Buna izin vermeyeceğim."
Aberforth ona ters ters baktı: Dudakları
ağzında tutmaya çalıştığı sözcükleri
çiğniyormuş gibi görünüyordu. Ve sonra
konuşmaya başladı.
"Kız kardeşim altı yaşındayken, üç tane
Muggle oğlan tarafından saldırıya uğramıştı.
Onu çitlerin oradan gözetleyip sihir yaptığını
görmüşlerdi: o sadece bir çocuktu, gücünü
kontrol edemiyordu, hiçbir cadı ve büyücü o
yaşta bunu yapamaz. Sanıyorum gördükleri
şey onları korkutmuştu. Çitin diğer tarafına
zorla geçmişler ve o da onlara numarasını
tekrarlayamayınca, küçük ucubenin bunu
yapmasını engelleye çalışırken biraz ileri
gitmişler."
Hermione‘nin gözleri ateşin ışığında kocaman
açılmıştı. Ron biraz midesi bulanmış
gibiydi. Aberforth ayağa kalktı, Albus kadar
uzun boyluydu ve öfkesiyle acısının
yoğunluğuyla birden korkunç bir hal almıştı.
"Bu onu mahvetti, ona yaptıkları şey: Bir daha hiç
düzelmedi. Sihir kullanmadı, ancak ondan tam
da kurtulamadı, yolundan çıktı ve onu çıldırttı,
kontrol edemediği zamanlarda onu patlattı ve
bazı zamanlar oldukça garip ve tehlikeli oluyordu. Ancak çoğu zaman tatlı, korkmuş ve zararsızdı.
Ve babam bunu yapan piçlerin ardından gitti," dedi Aberforth, "ve onlara saldırdı. Bu nedenle onu Azkaban‘a tıktılar. Bunu neden yaptığını asla söylemedi, çünkü Bakanlık, Ariana‘nın ne hale geldiğini bilseydi, onu iyiliği için St. Mungo‘ya kilitlerlerdi. Onun dengesiz olduğunu ve daha fazla içinde tutamadığı zamanlarda ondan fışkıran sihrin, Uluslararası Gizlilik Nizamnamesi için ciddi bir tehdit sayarlardı.
"Onu güvende ve huzurlu tutmalıydık. Evimizden taşındık ve onun hasta olduğunu
söyledik, annem ona bakıyor, onun sakin ve mutlu olmasını sağlıyordu.
"Ben onun favorisiydim," dedi, bunu derken bir an için kırışıklıkları ve yaşlı sakalının ardından pis bir okul çocuğu bakıyormuş gibi oldu. "Albus değildi,
Aberforth uzun bir suskunluktan sonra, "Kardeşimin çoğunluğun iyiliğine senden daha fazla önem vermediğine nasıl emin olabilirsin, Potter?" dedi. "Vazgeçilebilir olmadığından nasıl emin olabilirsin, tıpkı küçük kız kardeşim gibi?"
Bir buz parçası Harry'nin kalbini deldi sanki.
"Buna inanmıyorum. Dumbledore Harry'yi severdi." dedi Hermione.
"Öyleyse niye ona saklanmasını söylemedi?" diye cevabı bastırdı Aberforth. "Niye ona kendi başının çaresine bak, işte öyle hayatta kalabilirsin demedi?"
"Çünkü" dedi Harry daha Hermione cevap veremeden, "Bazen gerçekten kendi güvenliğinizden fazlasını düşünmeniz gerekir! Bazen gerçekten çoğunluğun iyiliğini düşünmeniz gerekir! Savaş bu!"
"17 yaşındasın, çocuk!"
"Rüştümü ispat ettim ve siz vazgeçmiş olsanız da ben savaşmaya devam edeceğim!"
...
"Ağabeyiniz Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen'in işini nasıl bitireceğini biliyordu, bu bilgiyi de bana devretti. Başarıya ulaşana ya da ölene kadar devam edeceğim. Bunun nasıl sona erebileceğini bilmiyorum sanmayın. Yıllardır biliyorum." dedi Harry.
"Sağ Kalan Çocuk, uğruna savaştığımız her şeyin sembolü olmayı sürdürüyor: iyiliğin zaferinin, masumiyetin gücünün, direnmeye devam etme gerekliliğinin."