Gezintiden hiçbir kâr beklemiyorsak, meşguliyetlerimizi ve kaygılarımızı ardımızda, çekmecelerde bırakabiliyorsak, işte o zaman gezintiye çıkmak, var olmanın hafifliğini, kendiyle ve dünyayla özgür bir uyum içinde olan ruhun yumuşaklığını yeniden keşfe, o karşılıksız estetik âna dönüşebilir
Mutluluk kendini bir manzaranın, bir ânın, bir ortamın alıcısı olarak bulmayı ve ânnın lütfunu almayı, kabul etmeyi, yakalamayı gerektirir. Bunun ne yolu yordamı vardır ne de hazırlığı; sadece an geldiğinde orada olmalıdır insan. Mutluluk tekrarlanamaz olduğu için hayli kırılgandır; mutluluk anları nadidir, bu anlar dünyanın kumaşındaki altın iplere benzer, onları yakalamak gerekir. 
Kitapların amacı yaşamayı öğretmek değil, içimizde yaşama, başka türlü yaşama isteği uyandırmaktır: kendi içimizde yaşama imkanını, yaşamın ilkesini bulmak.
Asıl mevzu artık hiçbir şey beklemiyor olmaktır; zamana bırakmaktır kendini, günlerin kabarışına, gecelerin alçalışına teslim olmaktır. Bu bağlamda mutluluk “sarsıntısız ve kesintisiz, tekdüze ve ılımlı bir hareket” ister.