"Kendini bir anne, bir tanrı sanıyor. Traum'u Omen'in hikâyesi ve inancıyla beslediğini düşünüyor. Fakat onu sorgulayan kullarını cezalandırmak tanrılığa sığar mı? Herkesten sonsuz sadakat beklemek anneliğe yakışır mı?"
Hiçbir şey sonsuza dek sürmezdi ve eve asla tam anlamıyla geri dönemezdim. Ölüm saclarımızı uçuşturan bir meltem gibi hep oradaydı ve ben bunun fazlasıyla bilincindeydim. Traum'da maceralara atılmıştım. Altı'dan Sybil'e dönüştüğüm acı verici bir yolculuğa çıkmıştım.
Bu başlı başına bir ölümdü.
Fakat öbür tarafta, peçemin hemen ardında beni bekleyen bir hayat vardı.
Bu ihtişamlı manzaraya benim gibi ilk kez şahit olan şövalyeler de atlarını yavaşlatmış, ellerini gözlerine siper edip yüzlerinde tebessümle tepeleri, uçurumları ve suyu seyretmeye dalmıştı. Kervanın ön kısımlarında ilerleyen Benji rüzgârdan yüzünü buruşturmuştu. Rory de yanındaydı. Fakat o manzarayla ilgilenmiyordu.
Benim manzarayı seyretmemi izliyordu.