aç karnını kibriyle doyurmuş, paçavraya benzemiş eski kıyafetlerine nefretiyle yama yapmış, mezara benzeyen küçük odasını büyük düşünceleriyle genişletmiş ve yalnızlığında öfkesini koluna takmış yoksul bir eski üniversite öğrencisinin kendini büyük bir insan olduğuna inandırmak istemesinin sonucu olan bir cinayetin öyküsüdür suç ve ceza, biraz olsun umut için coşkuyla sarılınan tek bir düşüncenin umutsuzca yıkılışı ve böylece yeni bir insanın doğuşudur, ahlaki çöküşten çok aydınlığa varışın yolculuğudur.
"bunu bilmeliydim... kendimi tanımama, kendimi sezmeme rağmen, hangi cesaretle baltalara sarılıp da ellerimi kana buladım! bunu önceden bilmek zorundaydım..."
Raskolnikov'un uzun süredir tasarladığı bir tezi vardır ve bu tez insanları "diğerlerini etkileyecek kararları verebilecek olanlar" ve "diğerleri" olarak ikiye ayırır. katilimizin ilk gruba ait olmaya ihtiyacı vardır fakat oraya ait değildir o, daha baltaya bile dokunmadan önce sezmiştir bunu. yine de çürük tezini ateşle savunmaya devam eder, çünkü kendinin istediği insan olmadığını bilse de Raskolnikov'un uğruna ölecek ve öldürecek bir sebebe, sahteliği hissedilir olsa da, ihtiyacı vardır: "hem de ne diye yaşayacaktı? erişmek istediği şey ne olacak, neye doğru koşacaktı? yalnızca var olmuş olmak için yaşamak! ama o eskiden de bir düşünce, bir umut, hatta bir hayal uğruna tüm varlığını binlerce kez feda etmeye hazır bir insan değil miydi? yalnızca var olmak ona her zaman az gelmiş, o hep daha fazlasını istemişti."
suçunu gizlemek istemiştir, evet, ama bu gizin ve cezadan kaçışının sebebi korkması değildir, o cezasına karşı böyle duygular hissedebilmek için fazla kayıtsızdır çünkü. gizlemek istemesinin, Porfiri Petroviç'in karşısında gardını almasının sebebi kibri ve nefretidir: yani onun bünyesinin bildiği tek