Henüz 13 yaşında bir çocukken bir kadın olana dek çaresiz bir aşk ve fark edilme çabasının peşine düşmüş bir kadın...
Oturduğu apartmana taşınan ünlü Roman yazarı R.'ye platonik aşık olan 13 yaşındaki genç kızın ömrü boyunca hasret kaldığı, aşık olduğu ve aynı zamanda çocuğunun da babası olan adama yazdığı mektubu içeren kitap, R.'nin doğum gününde aldığı mektupla başlıyor.
Kitap boyunca mektupta kadının çektiği aşk acılarını, araya giren mesafelere rağmen tekrar bir araya gelmelerine ve üç gecelik bir birliktelikten sonra sevdiği adam tarafından tanınmamanın çektirdiği acı anlatılıyor.
Sevdiği adamla üç gecelik bir beraberlikten sonra oğlu olan kadın, çocuğu babasından saklamıştı, çünkü R.'nin düzenini bozmak istemiyordu ve çocuğun ondan olduğuna inanmayacağından korktuğunu belirtmişti.
Aradan geçen yıllar sonra İspanyol gribine yakalanan çocuğun ölümünden hemen sonra evladının ölü bedeninin yanı başında mektubu yazmaya başlar "Sana, beni hiç tanımamış olan sana." diye başlar mektup ve "Çocuğum öldü dün" diye devam eder ve mektupta çocuğun yakalandığı hastalığa kendisinin de yakalandığını ve mektubun R'nin eline kadın öldükten sonra geçeceğini de belirtmiştir.
Mektup bittikten sonra kitap R'nin düştüğü derin boşluk - bende düştüm bu boşluğa- ve kadını hatırlama çabalarıyla bitiyor.
Benim aklımı kurcalayan bir soru daha var acaba gerçek bir hayat hikayesi miydi? Belki de bu mektubu alan yazar Stefan Zweig'ın kendisiydi?
Aklımda bu soru dönüp duruyor. Kitabın bende etkisi çok büyük incelemem bu şekilde daha çok yazmak isterdim ama içimde oluşan boşluk nedense buna izin vermiyor.