Yüsuf'un (as) rüyasının verdiği bu ince bilgiyi özümseyen insan, olayların akışına kapılmaz. Nimet veya musibetin, yani şartların esiri olmaz. Olaylara olayların içinden değil, daha yüksek bir ufuktan, iman gözüyle bakar.
Her şey Allah'ın ilmi ve iradesiyle işliyor, der. Anlamsızlık, boşluk, hiçlik duygusu gibi insanı dibe çeken kulluk afetlerinden kurtulur. Allah ile tutan, Allah ile duyan, Allah ile gören, Allah ile yürüyen Allah dostlarından olur. Aksi takdirde insan, nimete kavuştu mu şımarır, musibete uğradı mı yıkılır.
Avını, barınağını ve eşini buldu mu sevinen, aksi hâlde saldırganlaşan bir hayvandan hiçbir farkı kalmaz. Olayların bir kader, ilim, hikmet ve iradeyle yaratıldığını anlayanlar ise olaylara değil olayları yaratana bakar. Zaten insanın prangası sebeplere/ araçlara takılıp kalması değil midir? Sebeplerin ardındakini görmek, yaratma ilkesini anlamak ve kadere iman etmek; insanı hayvandan farklılaştırır, insan olma yoluna sokar. Yûsuf Suresi, gece görülen rüyalar dâhil, başından sonuna her şeyin Yüce Allah'ın kontrolünde olduğunu işler.