Kalbinde derin bir çizikle gezenin, günün birinde her ne pahasına olursa olsun yaranın müsebbibini affetmesi kadar kederli ve ağır bir şey yoktu dünyada.
Sanki yaşlılıkla pişmanlık, sarhoşlukla hastalık onun gövdesinde iç içe geçmiş, kelimeler ağzının içinde bir bulamaca dönüşmüş, zangır zangır titriyordu.
Ağzımızdaki üç beş kelime, yirmi beş yıl boyunca birbirimizden uzaklarda hayat sürdükten sonra nihayet yan yana gelmiş ama o kelimeler mesut bir cümle olmayı bir kez daha başaramamıştı.