Otogarın içerisindeki ses karmaşası, koşuşturmaca, sürekli önümü kesen biletçiler ve tahmin ettiğimden küçük metrekaresiyle otogar bu gecenin zorluğuna bir ipucu gibiydi. Dışarının soğuğuyla içerideki hava durumu, ilk girdiğim an itibarıyla çok fark gösterse de boş bulduğum bir banka çantamı yerleştirip adeta bir bankı kiraladığım an titremeyle içerinin de aslında oldukça soğuk olduğunu anlatıyordu. İnsanlar, o kadar koşuşturma içindeydi ki evlerine, işlerine, memleketlerine gitmek için uğradıkları yerde, sokakta kalan insanların sığındığı kalorifer altlarını, duvar kenarlarını fark etmiyorlardı. Peki biz ne kadar fark edebiliyorduk?
Türkiye turum boyunca yüzlerce benzin istasyonunun, dinlenme tesislerinin önünde bekledim ama inanın oradan çıkanlar beni yol üzerinde beklediğim kadar ne önemsedi ne de araçlarına aldı. Beni, benim için vites küçülten daha doğrusu insan için, yardım için, kendini gördüğü için duran insanlar aldı.
"Okulunu bitirdikten sonra ne istiyorsan gerçekleştir, yaşın daha küçük, kimseye güvenme." Hayallerinize ilk karşı çıkanların kim olduğunu düşünüyorsunuz? Bir müzisyen olma, bir sporcu olma, bir ressam olma düşüncesinin hayallerinizde döndüğü, içinizdeki heyecanı ilk paylaştığınız an reddeden, aynı çatı altındaki aile fertleri değil miydi?
Düşünüyordum ne kadar doğru yapıyorum diye. Samet olarak büyümüştüm, Samet olarak buraya gelmiştim. Samet ile yoldaydım. Yol, Evren'i ne kadar hak ediyordu?