Otogarın içerisindeki ses karmaşası, koşuşturmaca, sürekli önümü kesen biletçiler ve tahmin ettiğimden küçük metrekaresiyle otogar bu gecenin zorluğuna bir ipucu gibiydi. Dışarının soğuğuyla içerideki hava durumu, ilk girdiğim an itibarıyla çok fark gösterse de boş bulduğum bir banka çantamı yerleştirip adeta bir bankı kiraladığım an titremeyle içerinin de aslında oldukça soğuk olduğunu anlatıyordu. İnsanlar, o kadar koşuşturma içindeydi ki evlerine, işlerine, memleketlerine gitmek için uğradıkları yerde, sokakta kalan insanların sığındığı kalorifer altlarını, duvar kenarlarını fark etmiyorlardı. Peki biz ne kadar fark edebiliyorduk?