Sultan Abdülhamid ne olursa olsun hiçbir zaman bir aptal değildi. Bağdat Demiryolu imtiyazını verirken bu akıllı ve aynı zamanda vehimli otokratın bir Alman tuzağına düşmüş olduğunu düşünmek saçmalık olur. Sultan Abdülhamid’in vermek adeti yoktu. Vermekten kaçınamaz duruma düştüğü zaman da daima kendisi ve imparatorluğu için sonunda kâr getirecek şeyler verirdi.
Almanlar ve Türk milliyetçileri büyük devletlerin Türkiye'nin militarist olacağından endişe duymalarının bir çeşit sahtekârlık olduğunu belirtmişlerdi. Özellikle Rusya'nın İstanbul'a ve Karadeniz'in güney kıyılarına göz diktiği bir sırada sultanın savunma hazırlıkları yapmasına kızması kadar saçma bir şey olabilir miydi?
Sanayi bakımından ise Osmanlı İmparatorluğu'nun parlak bir geçmişi vardı. İnce Musul dokumaları, Mezopotamya'nın cam işleri ve lambaları, Diyarbakır'ın bakırdan yapılmış malları, Erzurum çinileri ve Şam çelikleri ile mineleri yüzlerce yıl
dünya pazarlarında ün yapmış sanayi ürünleri olmuştu.
Halkın büyük bir çoğunluğunun uğraşısı olan tarım tam bir durgunluk içindeydi. Sulama tesislerinin yokluğu yüzünden ülke ya kuraklıktan kavruluyor ya da sel baskınlarına uğruyordu. Tarım metotları ilkeldi. Yüzyıllar önce Hititler tarafından kullanılmış olan kara saban, Anadolu ve Mezopotamya ovalarında hala yararlanılan en modern tarım aracıydı. Hasat metotları da daha ileri değildi. Gübreleme ise hemen hemen hiç bilinmiyordu. Köylü için pazarlara ulaşmak imkansızdı. Onun için köylü ailesinin ihtiyacından fazlasını üretmeye ilgi duymuyordu. Bu yüzden Türk köylüsü haksız yere tembellikle suçlanıyordu.