Kitap hakkında okuduğum yorumlardan sonra beklentim çok yüksekti ve galiba bu yüzden beklentim karşılanmadı. Kitap kötü değildi ama sanırım yazarın yazım tarzı benlik değildi. Yazarın Türkçeye çevrilen nerdeyse her kitabını okudum ve büyük detayları unutsam da kitaplar hakkındaki ortak fikrim çoğunlukla konuyu sevip yazımını sevmememdi. Ya istediğimden hızlı gelişiyor olaylar ya da kitap istediğimden daha kısa oluyor. Hiç ortası yok.
Bu kitapta da yazarın vermek istediği mesajı sevdim ama işleniş hoşuma gitmedi. Vanessa'nın ailesinden ilk bölümlerde hiç hoşlanmadım ve kitabın sonuna kadar da Vanessa'nın onlara karşı yardımcı tavırlarını fazla buldum ama sonda öğrendiklerim yüzünden eleştirmem gereken kişinin bir bakıma Vanessa olduğunu düşündüm. Yaşadıkları yüzünden bütün aile sarsılmış ve kendilerince başa çıkma yolları keşfetmişler ama bunu birbirlerinden uzakta ve kendi içlerinde yaptıkları için ortak noktada buluşamamışlar. Bu hem olağan hem de biraz abartı geldi bana.
Onun dışında Vanessa ve Adrian'ın tanışması ve sonrasında yaşadıkları o kadar hızlı gelişti ki inandırıcılığı fazlasıyla düştü gözümde. Vanessa binaya taşınalı çok olmamış, Adrian'ı daha önce görmüş ama tek kelime etmemiş, hele Adrian onu hiç görmemiş bile. Ama ilk konuştukları andan sonra anında ayrılmaz ikili olmaları, birbirlerinin evlerinden çıkmamaları ve 40 yıllık arkadaşmış gibi takılmaları çok absürttü ya. O yüzden karakterlerin ilişkisi geçemedi bana.
Grace'in işlenişi bile çok havadaydı. 1 haftalık bebeği anne sütü olmadan nasıl beslediğine dair tek cümle yoktu. Vanessa kardeşinin bebeğine annelik yaparken hiç düşünmedi bile, normalde birkaç haftalık bebeğe kendi annesi bile tek başına bakamaz. Hatta yeni anne baba olmuş bir çift, üçüncü bir kişiye (ki bu kişi genellikle anneanne ya da